NBA Günlükleri

NBA’in en iyisi kim? MJ? Kobe? LeBron?

Evet NBA Severler, yeni bir sezonun şafağındayız. Bazılarınız bu yazıyı okuduğunda belki de sezonun ilk haftası bitmiş olacak. Neyse sözü uzatmadan konuya gireyim, nitekim çoğunuz buraya acaba benim en iyi dediğim adamı mı destekliyor merakı ile geldiniz.

Maalesef sizi az biraz hayalkırıklığına uğratacağım, nitekim benim bu adam EN İYİdir diyebileceğim bir oyuncu yok. Var mıydı? Tabii ki vardı!

Bu yazının amacı size istatistiklere boğup bakın bu adam şunu yaptı, şu adamın bu kadar şampiyonluğu var, bu sakatlanmasaydı hepsini geçerdi demek değil. Tam tersine, amaç size neden bu oyunu sevdiğimizi hatırlatmak.

 

kevin

 

Beni yanlış anlamayın, size burada poliyanacılık yapıp el ele tutuşalım, tüm takımlar kardeştir demeyeceğim. Demem, çünkü komik.

Bu oyuna gönül vermiş herkes nasıl ne zaman NBA’ye bulaştı az biraz hatırlar. Şahsen benim ilk NBA maceram 2006 Finalleri ileydi. O yaşta kim oynuyor, kadroda kimler var, bunları geçtim hangi takım hangi formayla sahada hiçbir şekilde cevaplayamazdım. Peki neden izlemeliydim? Çünkü maç gece yarısında! Düşünsenize o zamanki kafayı, havayı. 12 yaşında gece 3-4’te kalkmışım basketbol maçı izliyorum. Ne büyük olay be. Sabah babamın gelip ‘kim kazandı peki?’ diye soruşunu hatırlıyorum, KIRMIZILAR KAZANDI BABA! (Çünkü maçın sonunda Kırmızı formalı bi adam topu havaya fırlattı ve tüm takım çılgınlar gibi sevindi.)

wade

Bir sonraki sene ise biraz daha kafa yordum NBA’ye. Tabii o zamanlar bir de basketbol kursuna gidiyorum, boydan dolayı tek bir seçeneğim var, o da 1 numara. Bende oluşan Allen Iverson aşkı da pek bir sürpriz değil tahmin edersiniz. Nereden bulup izledim hatırlamıyorum ama o zamandan aklımda kalan tek şey AI3’ün cross-overları. Ha bir de serbest atışta yapmaya çalıştığım, NBA TV’deki reklam aralarında çıkan 30 saniyelik görüntülerde gördüğüm, kimin yaptığını bilmediğim ama çok hoş gelen bir görsel;

kidd

2007’de artık NBA Finalleri nedir ne değildir anladım tabii. Her ne kadar çok zevkli geçmese de 4 maçı da izlemiştim. Hani bi arkadaşınızla PES-FIFA atarsınız da biriniz Barcelona, Man City alırken bir diğeriniz Southampton, Stoke City, Valencia gibi 2.-3. sınıf takımlar alır. Neden böyle yapıyorsun abi!? diye sorduğunuzda da abi ben büyük takım sevmiyorum bu takımlar daha hoş geliyor cevabı alırsınız, benimki de o akıl o senenin ‘büyük takım’ olmayana gönül verdim; Cleveland Cavaliers. LeBron James ile tanışmam da böyle oldu.

Yıllar geçtikçe NBA hakkında daha fazla bilgi toplamaya böylece daha fazla sevmeye başladım. Her geçen sene canlı izlediğim maç sayısı artar oldu. NTV saolsun Mehmet, Hidayet abi ile Amerika’yı keşfektik.

Derken lise başladı. Tabii tek NBA izleyen, takip eden ben miyim.. Hemen birkaç haftaya NBA tayfası oluştu. Meğersem ben ne az şey biliyormuşum oldum bi anda. LA Lakers ve Boston Celtics’in ne kadar da çok şampiyonluğu varmış. Her gün maç izleyen bir arkadaşım vardı hatta, ne kıskanırdım. Maçta olanları anlatır, heyecana gelir öğlen arasında baskete koşardık. Okul bitip eve geldiğim anda da odaya geçip televizyonda NBA TV’yi açar günün maçlarının 2 dakikalık özetlerini izlerdim. Ve tabii ki bir NBA TV klasiği olarak günün maçının tam tekrarı.

O zamanlar deli fanatiklik var tabi. Her gece LeBron James ne yapmış kaç sayı atmış, Kobe kaç sayıda kalmış okula gitmeden bakar, günün ilk dersinde maçların kritiğini yapardık. Her gün neden LeBron’un neden diğerlerinden daha iyi olduğunu kanıtlamaya çalışırdım. Ama tahmin edersiniz hemen bir soruda etkisiz hale getirilirdim; LeBron’un kaç yüzüğü var??

11. sınıf ise çok güzel başlamıştı. O yaz James ESPN’e görgüsüzce çıkıp Cavs’ı terk ettiğini, yeteneklerini Miami’ye götüreceğini açıklamıştı. O yayını canlı izlemiştim, açıklama biter bitmez facebooka girip şöyle bir şeyler yazdığımı hatırlıyorum; MIAMI DEDİ MIAMI! İŞTE ŞİMDİ İZLEYİN BİZİ! GELİYOR ŞAMPİYONLUKLAR! WADE-BOSH-JAMES TUTMAYIN BİZİ!

Ne kadar ergence di mi.. O senenin geri kalanı başı kadar güzel geçmedi. Tüm sene gerçek ‘Kral’ın şehrini terk etmemesini dinledim, sene sonunda da Dallas hezimetinin sonuçlarına katlandım. Ama bardağın dolu tarafından bakmak gerekir her zaman. O sene belki de hayatımda en gurur duyduğum şeyi yaptım; bir facebook sayfası kurdum ve çok güzel şeyler yaşadım. Belki denk gelmişsinizdir, Miami Heat Turkey Fans. Artık LeBron’un en iyi oyuncu olduğunu sadece lisede değil, internet aleminde de kabul ettirebilecektim. Sayfa tahmin edersiniz James’in ayrılışından sonra çöküşe geçti ama 55 bine yakın Heat taraftarı ile her maçı birlikte yaşadık ki bu gerçekten güzel bir deneyimdi.

Yazının bu kısmına kadar dayanan okurlar, evet farkındayım biraz özgeçmiş gibi oldu ama bunları anlatmam gerekliydi. Çünkü ‘aydınlanmam’ bu senelerde gerçekleşti. Kim daha iyi konulu tartışma sayım tahmin edebileceğinizden fazla. Lise arkadaşlarımın facebook duvarlarına sayfalarca not bırakacak kadar da araştırma yaptım. LeBron iyi mi diyorsunuz, o zaman MVP sayılarından, şampiyonluklarından, 10 bin-15 bin-20 bin sayı barajlarına ulaşan en genç oyuncu olmasından bahsedin. Kobe en iyisidir mi diyorsunuz, o zaman yüzük sayısından, 81 sayıdan, clutch anlarındaki başarılarından bahsedin. MJ mi dediniz? Zaten yaz yaz bitmez.

Benim anlamadığım şey ise şu; neden böyle bir karşılaştırma yapıyoruz? Vakti zamanında Kobe’den çok nefret etmiş biri olarak şu anki düşüncem bu adam bırakınca ne yapacağız biz lan ?! Böyle bir skorer gelecek mi bir daha? Ya da aynı şey Duncan için geçerli. Geçen sene 7. maçta Chris Paul’un basketi ile sezonu bitiren Spurs’de akıllardaki soru o maçın Duncan’ın son maçı mıydı? Evet son saniye basketi güzeldi ama Duncan’ın son maçı böyle mi bitecekti? Bir daha dönmeyecek miydi parkelere? Aynı şeyi bu sene bir daha hissedeceğiz. Hem de iki kat. Hem Kobe hem Duncan belki bu sene sonu kariyerlerine nokta koyacaklar. Her maç bizim için şu an altın değerinde. Onları canlı izlediğim, izleyeceğim için çok şanslı görüyorum kendimi.

efso

Bu örnek çoğalabilir tabii, Kevin Garnett ve diğerleri için de aynı şey geçerli. Tabii sadece eskiye bakmamak gerek. Şayet şu an LeBron’un hanedanlığını kabul etmemiz gerekiyor. Sonuçta 5 sene ÜST ÜSTE NBA Finalleri görmüş bir oyuncudan bahsediyoruz. Belki bi MJ olamayacak, Kobe kadar şampiyonluk kazanamayacak ama neden saygısızlık yapmak gereği hissediyoruz ki? Tamam sevmiyor olabilirsiniz, ama her hareketinde bir nefret arama neden?

Günümüzden bahsetmeye devam edersek Curry-Davis ikilisinin gelişimine hayran kalmamak elde mi? Her ikisi de her maçta bizi büyülüyorlar. Birini sevip diğerinden nefret etmek ne kazandıracak bize?

Beni yanlış anlamayın, ben demiyorum ki size her maçı tarafsız izleyin, böyle bir şey zaten mümkün değil. Yine kendimi örnek vereceğim mazur görün ama Curry’nin gelişimini ilk günden olmasa da 2-3 yıldır takip ediyorum. Curry’nin Denver’ı tek başına geçtiği playoff serisinden itibaren bir gözüm o adamda. 2013’te Denver’ı geçtikten sonra Spurs’e elenmeleri Batı’da beni çok üzmüştü ama o zamandan takımda gelecek olduğu belliydi. Şu nostaljiyi de koyuyorum buraya duygulanın biraz:

Belki 2 yada 3 sene sonra Anthony Davis de böyle bir şampiyonluk yaşayacak, şimdi takip edenler ‘ben demiştim’ diyecek.

Özet geçmek gerekirse, benden size tavsiye şudur: bir favori takımınız varsa bile bir maçı izlemenize engel olacak bir oyuncunuz olmasın. Her maçtan zevk almaya bakın.

Durant’in savunmayı yok sayıp üçlükleri yollamasına, Westbrook’un rüzgar gibi koşusuna, Harden’ın sakalına, Curry’nin sizi büyülemesine, Chris Paul’un, Rondo’nun o paslarına, James’in liderliğine, Kobe-Duncan ikilisinin tecrübesine bırakın kendinizi. Emin olun ki Dünyanın en iyi basketbol liginden alacağınız zevk kat be kat artacak. Hepimize bol ‘VAY BE’ diyeceğimiz bir sezon dileğiyle.

 

Yazar: Utku Yücekutlu.

NBA Gunlukleri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir