NBA Günlükleri

35 Senelik Ağaç Pau Gasol

NBA efsaneleri yazı kuşağımızda bu hafta sizlere Pau Gasol’den bahsedeceğiz.

6 Temmuz 1980 tarihlerinde Jordan’ın NBA organizasyonuna adım atmadığı yıllarda İspanya sokaklarında bir çocuğun ağlama sesi duyuluyordu. İspanya’nın en büyük sporcularından bir tanesi dünyaya gelmişti onun adı kuşkusuz Pau  Gasol. Çocukluktan bu yana oynadığı basketbolu profesyonel olarak  1998 yılında henüz 18 yaşında başladı. Yetenekleriyle beraber kendisini Barcelona gibi gençlere ve geleneklerine önem veren bir takıma kanıtlaması uzun sürmedi. 19 Yaş altı Dünya Şampiyonası’nı kazanan takımın içinde yer alırken maça damgasını vuran isim olmuştu. Daha o zaman belliydi Gasol’ün Avrupa’nın en iyi uzunlarından birisi olucağına kesin gözüyle bakılıyordu. Barcelona’dan ayrılık vakti gelmiş, NBA kapıları ona 2001 draftında açılmıştı. Salona takım elbisesiyle giriş yaptı efsane isim, onu hangi takımın draft ediceğini merak ediyordu. 2001 draftı adeta uzun kaynıyordu. İkinci sıradan seçileceğinden emindi. 2001 draftının birinci ismi Michael Jordan’ın kendi elleriyle seçtiği NBA draftının en büyük fiyaskolarından bir tanesi Kwame Brown seçildi.  Jordan’ın yüzünü kızarttı Gasol tabi ki. Sene sonunda yılın çaylağı ödülünü kapmıştı. Her profesyonel oyuncu gibi onunda başında sorunlar olmaya başlamıştı. O sene koçuyla yani Sidney Low ile pek anlaşamıyordu.

Pau Gasol

Çünkü Low,Gasol’u 3 numara oynatma hayalleri kuruyordu. Her 3 numara Gasol karşısında season high yapıyordu. Bu da Gasol’un moralinin bozulmasına yol açtı. Ama imdadına Memphis yönetimi koştu ve koçluğa Hubbie Brown’u getirdi. Böylece Gasol hem 4 hem de 5 oynamaya başladı. Bu da kendisini franchise seviyesine çıkardı. Çünkü 4 numaraları fiziğiyle5 numaralarıda dış şutu ve fundamental ile ekarte ediyordu. O sene Memphis sezon sonuna kadar çok iyi işler yapmıştı ve bir sene sonraki hedef playofflar olmuştu. Bir sene sonra takıma James Posey ve Bonzi Wells ve Mike Miller gibi takviyeler yapılmıştı. Bu sezon sonunda 8. sıradan playoff yapmışlardı. İlk turda Duncan’lı Spurs ile karşılaşmıştılar.Bir maç dışında onları pek Spurs fazla zorlanmadı açıkçası. O maçta Hubbie Brown’ın coach of the year ödülünü aldığı maçtı. Bir sonraki sezon Hubbie Brown hocamızda eski heyecanını kaybetmiş gibi görünüyordu ve yönetim takımın başına her zaman Hubbie hocadan sonra gelen Mike Fratello’yu getirdi. Mike hoca ilk olarak savunmamızı geliştirmeyi başardı ondan sonra Hubbie hocanın on kişilik rotasyonunu 8 kişiye indirdi ve Gasol, Mike hoca ile birlikte 38 dakika ortalama ile oynamaya başladı. Bu da onun gelişiminin üst düzeye çıkmasını sağladı. Ama playofflara yine 8. sıradan girdik ve senenin flaş takımı Suns’a süpürüldük. Bu sezon başı Jerry West amca J-Will ve Bonzi ve Posey’i gönderip takıma Damon Stoudamire, Bobby Jackson ve Eddie Jones  gibi eski toprakları kattı ve Gasol bu sayede çok rahatladı. Veteran oyuncular Gasol’un oyununu iki gömlek yukarıya çektiler. Bu sayede Gasol da All Star olma başarısı gösterdi. Yüzünde tüy bitmişti artık Gasol’un daha bir korkutucu hal almıştı!

Gasol

Artık gitme vaktiydi İspanyol oyuncu için, her NBA takımının rahatlıkla kadrosunda isteyeceği bir oyuncuydu kuşkusuz ve Lakers’ın yolunu tuttu. Onun etkisi çabucak hissedildiği aşikardı, uzun zaman sonra Kobe Bryant gerçekten takım arkadaşını bulmuştu. Muhteşem bir birliktelik yakalayarak Batı Konferansında 57-25 gibi bir derece yapıp normal sezonu bitirdiler. Finale kadar kendilerinden emin adımlarla yürüdüler ancak 2008 yılında Pierce ve arkadaşlarına takılıp, yüzüğü Boston Celtics’e kaptırmışlardı. Lakers eski günlerine geri dönmüştü diyebiliriz, takımın kimyası inanılmazdı. Gelecek sezon ise kendilerine kesin şampiyon gözüyle bakılıyordu, öylede oldu. Lakers Kobe’nin liderliğinde finalde Howard ve Hido gibi isimleri elinde barındıran Orlando Magic’i 4-1 gibi net bir skorla devirerek yüzüğe ulaşmışlardı. Beyaz tenli olmasına rağmen NBA organizasyonu içinde o kadar fark ediyordu ki, Gasol’ü savunmak için yardım gerekiyordu artık. En iyi dönemlerini Lakers’ta geçiren Pau Gasol aktif basketbol hayatını Chicago Bulls’da sürdürmektedir.

Milli Takım Kariyeri

İspanya denilince akla direkt gelen isimlerin başında geliyor kuşkusuz Pau Gasol. Ülkesini bu kadar iyi temsil edip, üstüne birde bu kadar başarıya yelken açan nadir oyunculardan bir tanesidir.  Henüz Barcelona Forması giyerken İspanya milli takımına çağırılan 16 numaralı dev adam Gasol İspanya’nın Amerika’yı 94–87 yendiği maça damgasını vurdu. 2003 Avrupa Basketbol Şampiyonasında ise İspanya’yı sırtlayan dev Gasol takımını finale kadar getirdi, finale kadar takımını taşıyarak en iyi beşe seçildi. Finalde 36 sayı üretmesine rağmen Litvanya’ya yenilmekten kurtulamadı. 2004 Atina Olimpiyatlarında gerçekten başarılı işler yaptı. 22.4 sayı, 7,3 ribaund ortalaması ile en iyi beşe seçildi ve sayı kralı oldu. 2006 Dünya Basketbol Şampiyonasında ise NBA‘de oynaması ve çok başarılı bir performans göstererek All-star dahi olmasına rağmen “yorgunum, dinlenmem gerek, sakatlanabilirim” bahanesine sığınmayarak takımına dahil oldu ve takımını sırtladı. Türkiye’nin de 6. olduğu 2006 Dünya Basketbol Şampiyonasında, maç basına 21,3 sayı üreterek turnuvanın en skorer 3. oyuncusu oldu. Ulaştığı bu yüksek rakamın yanında, 9.4 ribaund, 1.4 asist ortalama ile bu yönden de katkı sağladı. İspanya muhteşem bir savunma ve kontrollü hücum ile gerçekten çok iyi bir oyun sergiliyordu, takımın en iyisi Gasol olduğundan hiç kimsenin şüphesi yoktu fakat takım olarak hepsi iyiydi, hepsi birer yıldızdı. Yarı finalde karşılaştıkları Arjantin, turnuvanın belki de en büyük favorisiydi ama Arjantin’i muhteşem bir oyunla tek sayı fark ile geçerken Gasol bu maçta 19 sayı da kalarak, Garbajosa ile takımının en skorer oyuncusu oldu. Fakat Gasol sakatlandı ve final maçında yer alamadı.

millitakimgasol

 

Rüya Takım Amerika’yı yenerek finale kalan Yunanistan, Gasol’un da yokluğunda şampiyon olarak gösteriliyordu. Maçı kenardan izlemesine rağmen, bir an bile takımı desteklemeyi bırakmadı. Finalde farkla kazanan ve şampiyon olan İspanya idi. Sanki arkadaşlarının motivasyonu onun yokluğunda daha da yüksek olmuştu. Gasol, MVP seçildi. Final maçında oynamamasına rağmen finale ve şampiyonaya damgasını vuran bir kahraman olmuştu. 2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda ise turnuvaya kötü başlayan İspanya ilk tur gruplardan 3. olarak çıktı. Sırbistan mağlubiyetinin ardından Türkiye’ye de ikinci tur grubu ilk maçında mağlup olması İspanya’yı olumsuz yönde etkilemedi. Bu mağlubiyet sonra sırayla bütün maçlardan galip olarak çıkan İspanya turnuvayı Sırbistan ile oynadığı final maçı sonrası kazandı. Bu turnuvada da takımını şaha kaldıran Pau Gasol MVP seçildi. 2011 Avrupa Şampiyonası’nda yine milli takım ile şampiyonluk sevinci yaşadı. Kuşkusuz bu yaz İspanya Avrupa Şampiyonu olduğunda Gasol MVP seçilmişti. Kirli sakallarıyla o bebek yüzüne ayrı bir sertlik katan bu adam eskidikçe daha güzel bir tat veriyor, şarap misali.

Neden 16 Numara?

16 numarasıyla bildiğimiz, özdeşleşmiş bir oyuncu Gasol. Aslında kendi seçtiği bir numara değil. İspanya’da genç takımlarda oyuncular 4-15 arası numaları alırlarmış ve takıma yeni gelen küçük çocuklar ise 16 ve 17. Ona da 16 numarayı vermişler, başarılı olunca da totemi bozmak istememiş ve bugünlere dek, hep 16 numarayı giyerek gelmiş.

Pau Gasol’ün birde Marc Gasol ile birlikte vakıfları var. İhtiyaçları olan çocuklara eğitim, ve sağlık konularında yardım ediyorlar.

Sizlere yaşayan efsanelerden Pau Gasol’ü mürekkebim yettiğince anlatmaya çalıştım. NBA Günlükleriyle kalın,hoşçakalın!

Alican BULUT

NBA Gunlukleri
Genel Yazı Hesabı at NBA Günlükleri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir