NBA Günlükleri

Seni Tekrar Aramızda Görmek Çok Güzel Doğu Konferansı

Michael Jordan, 1998’de ikinci kez emekli olduğundan beri Batı takımları hep Doğu takımlarından iyi oldu ve şampiyonlukların çoğunu onlar kazandı: 1998 ile 2015 arasındaki 17 yılda NBA şampiyonluklarının yalnızca 5’ini Doğu takımları kazanırken geri kalan 12’si Kobe’nin önce Shaquille O’Neal’lı sonra Pau Gasol’lu Lakers’ları, Tim Duncan’ın Spurs’u, Dirk Nowitzki’nin Mavericks’i ve son olarak Stephen Curry’nin Golden State Warrior’u arasında paylaşıldı. Aynı dönemde 17 sezon boyunca 131 takım sezonu 50 galibiyet ve üzerinde bitirdi. Bu takımların sadece 41 tanesi Doğu Konferansı takımıydı ve geri kalan 90 tanesi Batı Konferansı’ndandı.

1

(Yüzdelerle, aradaki farkın son 17 yılda ne kadar açıldığını gösteren bir grafik. bballbreakdown.com’dan alındı.)

Aradaki farkın ciddiyeti anlaşıldığına göre şimdi şöyle bir müjde vereyim : Doğu Konferansı ayaklandı, bu sene Doğu takımlarının Batı takımlarına karşı derecesi 38-35.(28.11.2015)

Gene sene iyice artan “Konferansları kaldırın” argümanı şu anda biraz sessizleşti çünkü Doğu takımları yazın yaptıkları atılımla şu ana kadar işleri biraz dengelemiş gözüküyor. Bunda Batı’daki Clippers, Houston, New Orleans gibi takımların beklenenden kötü başlaması da etken tabi ki ve uzun vadede bu rakamların geçen seneki rakamlara yaklaşmasını bekleyebiliriz. Ancak yine de yapılan gelişmeler, Konferanslar arasındaki dengesizliğin bir nebze kapanmasını sağladı. Bu yazıda bu gelişimin dört önemli aktörü olan Miami Heat, Indiana Pacers, Charlotte Hornets ve Detroit Pistons ele alınacak.

Yazının bütünlüğünün korunması için size birkaç ölçme biriminden bahsedeceğim, burayı bir anahtar gibi kullanabilirisiniz:

Offensive Rating(OffRtg): Takımın 100 pozisyon başına ürettiği sayı. Eğer, bir oyuncu hakkında söyleniyorsa, o oyuncunun sahada bulunduğu durumlarda takımının 100 pozisyon başına üettiği sayı. Lig Ortalaması=104.0

Defensive Rating (DefRtg): Takımın 100 pozisyon başına yediği sayı. Eğer bir oyuncu için söyleniyorsa, o oyuncunun sahada bulunduğu durumlarda takımının 100 pozisyon başına yediği sayı. Lig Ortalaması=104.0

Net Rating: Offensive Rating – Defensive Rating

Pace: Bir takımın 48 dakika başına topa sahip olma miktarı. Lig Ortalaması=96.

True Shooting Percentage: Üçlük ve faul atışlarının ikiden farklı puan karşılığı olduğunu baz alarak oluşturulan daha komplike ve gerçekçi bir şut yüzdesi rakamı.

Miami Heat

Miami Heat şu anda Doğu’da 3., geçen seneyi yalnızca 37 galibiyet alarak Konferans’ta 10. sırada tamamlamışlardı. Şu ana kadar 14 maçta 9 galibiyet aldılar, bu çizgide giderlerse sezonu 52 galibiyet noktasında tamamlarlar ki bu da 15 galibiyetlik bir gelişim demek, gayet büyük başarı.

Gelişimin en önemli bireysel payı Chris Bosh’un tekrar dönmesi ve hala çok üst düzey oynuyor oluşu. Bunun dışında bir da geçen sene ortaya çıkan ve ligi kasıp kavuran Hassan Whiteside fenomeni var ki bir iki laf da onun hakkında edilmesi gerekiyor.

Chris Bosh bu takımın en iyi oyuncusu, Wade tartışmasız simge oyuncusu, ikonu ancak takımın karakterini belirleyen oyuncu Hassan Whiteside. Şu an ligin blok lideri ve içeriyi korkunç karartıyor, rakip oyuncuların şutlarını bozuyor ve Heat’in savunmasına bireysel olarak en büyük katkıyı veren oyuncu. Tabi ki istisnalar dışında çember savunucusu her zaman bütüne en çok katkı verendir ancak Whiteside’ın durumu farklı. Whiteside ligde potada en çok oyuncu karşılayan oyuncu ve aynı zamanda 4.7 gibi akıl almaz bir rakamla ligin blok kralı. Tabloda da  görüldüğü gibi 4.6’nın ve üzerinde sezon ortalaması yakalayan sadece 5 oyuncu var ve Whiteside bunlardan biri:

2

Blok rakamı biraz aşağıya düşebilir, zaten bu oranda blok yapmaya devam etmesi bir mucize olarak kabul edilebilir. Sadece blok rakamı ifade etmeye yetmez, çember savunmanın ölçüldüğü bu ileri istatistiklere bakalım :

3

Grafikte Whiteside’ın rakip şut yüzdesinde 6. sırada bulunmasına rağmen, birinci sıradaki Rudy Gobert’e oranla maç başına neredeyse 2 daha fazla çemberde kendisine karşı şut denendiği gözüküyor. Ortalama 11.6 ile de bu alanda lider. Nylon Calculus’un grafiğinde ise şunu görüyoruz ki Whiteside 36 dakika başına yaklaşık 8.5 sayıya engel oluyor ki bu alanda da ligde 5’inci.

4

Toparlamak gerekirse; Miami Heat ligin en korkunç iki üç çember savunucusundan birisiyle birlikte NBA’in genel trendlerine aykırı bir şekilde ligin Pace’de 26, Offensive Rating’de 22. olmasına rağmen başarılı oluyor. Defensive Rating’de 3. sırada bulunan bu Heat takımı rakamlar üzerinde 90’ların ağır, sert, tempoyu düşüren, rakibe çemberi kapatan bir takımının karakterini gösteriyor. Aynı zamanda ligin gittikçe artan üçlük atmayı teşvik eden yeni metalarını da tamamen sahiplenmemiş gibi gözüküyor, bunu da 2’lik, 3’lük ve faul atışlarının puan karşılığının farklı olmasını ve bu şutların frekansını da işin içine alan True Shooting Percentage’da ligde 18. sırada bulunmalarıyla açıklayabiliriz. Bu istatistiğin günümüzdeki önemini bu istatistikteki lig sıralamasını size göstererek anlatmak istiyorum:

7

Listenin en tepesindeki takımların Golden State Warriors, Oklahoma City Thunder, Cleveland Cavaliers ve San Antonio Spurs başta olmak üzere ligin en iyi 6-7 takımından 4 tanesinin bu listenin en tepesinde olması bize bir şeyler gösteriyor. Bu tabi ki tek başarılı olma yöntemi değil, Miami de bunu kendi örneğiyle kanıtlıyor.

Savunmada ne kadar iyi olurlarsa ve ne kadar çok koşmasalar da Heat; özellikle şut atma, alan paylaşma ve setlerin keskinliği açısından baya verimsiz durumda ve koç Spoelstra’nın elindeki kadrodan daha iyi verim alması beklenmeli, şu hücum nedir böyle:

Görüldüğü gibi Gerald Green, tepesinde 4 kişiyle çemberde bitirmeye çalışıyor ve korkunç bir şut kullanmış oluyor. Aslında Dragic, Bosh ve Gerald Green üçlüsü sahada aynı anda bulunurken fena bir spacing olmamasını beklersiniz ama burada felaket, zaten 4 kişi birden nasıl tepesinde kalabilir normal bir durumda? 2 tane şutu çok zayıf oyuncunun aynı anda sahada bulunması diğer üç oyuncu Bosh, Dragic ve Gerald Green olsa da günümüz oyununda yetmiyor. Üç şut atan oyuncuyla iyi spacing sağlama durumu pek mümkün gözükmüyor, koç Spoelstra’nın elinde Wade ve Whiteside ikilisinin dakikasını çok fazla kısmak gibi bir opsiyonu olmadığı için rotasyonlarını daha farklı kullanma yoluna gidebilir ancak bu ikilinin sürelerini pek azalmaycağı için biraz da bu kadere mahkum olabilirler.

Miami, Hassan Whiteside etrafında oluşturulan savunma ve sertlik üzerine kurulmuş bir yapı. Kısa ve orta vadede bu takımı savunması taşıyacak. Zaten Doğu’da üçüncü sırada oturan Miami Heat, sezonun geri kalanını iyi savunma yapmaya devam ederek hücumda deneyler yaparak sürdürebilir. Koç Spoelstra bu deneylerde takıma elle tutulur ilerlemeler kaydettirebilirse hem LeBron’un gidişi ardından sorgulanan koçluk becerilerinin üst düzey olduğunu hatırlatır hem de Miami’nin hedefleri çok farklılaşır.

Bir de sezona iyi başlamış olsalar da şu ana kadar hiç fena olmayan bir fikstüre karşı oynamış olmalarını da söylemek lazım. En üst seviye takımlardan sadece Cleveland’la, daha altındaki iyi takımlar olan Hawks, Pacers, Raptors ve Jazz’la oynadılar. (basketball-reference.com’un fikstür zorluğu metriğinde şu ana kadarki fikstürleri ligde 20. sırada.) Gelecek fikstürleri ise şu şekilde:

11

Son 9 maçın 7’sini kazanmış olsalar da gelen 8 maçla hayli zorlu bir süreçten geçecekler ve bu süreç sonunda onlar hakkında daha iyi bir fikrimiz olacaktır.

Indiana Pacers

Indiana Pacers da aynı Miami Heat gibi ileriye büyük adım atanlardan, açıkçası biraz da beklenmeyenlerden. Sene başında hem Hibbert hem West’i gönderip, Paul Georgu’u 4 numaraya çekeceklerini açıklayıp yeni akım basketbola uyum sağlamaya karar verdikleri zaman, bunun bir süreç olacağını söylemiştik. Indiana ilk 15 maçın 10’unu kazandı, 100 pozisyon başına atılan sayıda ligde 11, yenilen sayıda ise 2. sırada ve tempoda 12. sırada.

Bu takımın 10 galibiyet almasının sebebi büyük oranda Paul George. Tabi ki her takımın galibiyetlerinin en büyük payı en iyi oyuncularınındır ancak Indiana örneğinde durum biraz farklı. Paul George’u resimden çıkardığımız zaman hayli vasat bir takıma dönüşecek bir yan parçalar topluluğunu hiç fena olmayan bir yerde tutuyor Paul George. Zaten onun sahada olup olmadığı dakikalar arasındaki farka bakarsak ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız:

 

10.1

Yazın kendileri açısından en önemli hamlesi Monta Ellis, sezona fazlasıyla vasat girdi. Bu hamlenin gayet iyi olduğundan, George Hill’le birlikte birbirini çok iyi tamamlayabilecek, topa yön verme/delme/yaratma işlerini ikisinin birlikte iyi götürebileceğini düşünmüş olsam da şu anda bu konu hakkında ciddi şüphelerim var. Bunlardan birincisi, Monta Ellis’in ne eski patlayacılığında ne de eskisi gibi sürekli potaya saldırıyor oluşundan kaynaklanıyor, bunun yerine fazlasıyla orta mesafe şutu ve üçlük deniyor ki bunları da genellikle tepe (en uzak bölge)den atıyor ve fazlasıyla verimsiz kullanıyor:

12

Daha da ileri götüreyim, Monta Ellis bu sezon kullandığı 185 şutun 100 tanesini 2.5 metreden uzaktan kullanmış ve bu 100 şutta sadece 30 isabet bulmuş. Bu rakamların korkunç olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Burada bir vahim gerçek daha çıkıyor ki o da 185 şuttan sadece 85 tanesi pota çevresinde sonuçlanmış, Monta Ellis gibi bir oyuncudan istediğinizin çok altında bir oran.

İşin bir de şöyle bir tarafı var: Şurada ve şurada belirttiğim gibi hadi beni boşverin şu anda açık ara en iyi NBA yazarının da defalarca dediği gibi Golden State’in başarısının en önemli sebebi 1.95 ile 2.03 arasında çok fazla oyuncuya sahip olması ve bu oyuncuların hepsinin atlet, şutör ve fazlasıyla akıllı olması. Curry-Klay-Iguodala-Barnes-Draymond beşinin en önemli özelliğini Curry dışında herkesin her pozisyonu değişebilmesi olarak gösteriliyor, bu durumda da sanki Ellis gibi küçük fizikli kanat oyuncularının pozisyonları değişemedikleri ve fiziklerinden ötürü savunmada eşleşme dezavantajı yarattıklarından bir zaafa dönüştüğünü ve uzun vadede rollerinin kısıtlanabileceğini söyleyebiliriz. Indiana için şöyle bir teselli var, kendisinin kontratı yeni Salary Cap koşullarında çok büyük yükümlülük olmayacaktır (Bu yaz 4 yıl 44 Milyon $’lık kontrat imzalamıştı).

Golden State’in dış rotasyonunun üst düzeyliğine ve esnekliğine dönmek gerekirse; Klay, Barnes, Draymond, Iguodala, Livingston gibi hem çok üst düzey, hem çok yönlü hem de sayıca kalabalık bir dış rotasyondan oluşturduğunuz tamamlayıcı parçalar doğru taşıyıcıyla sizi en üste çıkarabiliyor. Golden State’in başarısını ya da NBA’de başarılı olmak için ne yapmak gerekir gibi bir formulü yaratıp tamamen bu şekilde oldu demek doğru değil. Söylemesi doğru olan şey ise şu: Paul George’u 4’e çekmek, 4 dış oyuncuyla oynamak vs. doğru yoldasınız demek.

Paul George’a bir parantez açalım. Kendisi, hem savunmada hala çok üst düzey hem de hücumda takımı sırtlıyor. Son 11 maçın hepsinde 20 sayıyı geçti, bunların arasında yalnızca 1 tanesinde 25 sayının altında kaldı  ve 5 tanesinde 32 sayıyı geçti. Sezon boyunca %46 şut ve %45 üçlük atıyor. Forvetlerin Stephen Curry’si gibi bir havası var, abi bu ne :

Tabi ki aslında hem dribbling üstünden, hem karşısındaki savunmacının bu kadar yakın olduğu durumda bu şutu atmak doğru bir tercih değil ve bunlardan bir tanesini sokması genellikle sezon trendlerine uymaz. George için geçerli durumda ise, bunlar onun sezon trendlerine uyuyor, adam bu tip şeyleri kaldırıp baya baya sokuyor.

Paul George dışında ellerinde 2-3-4 rotasyonunda kullanabilecekleri  Monta Ellis, C.J. Miles, Rodney Stuckey, Chase Budinger, Glenn Robinson III ve Solomon Hill bulunuyor ve hepsi kısıtlı da olsa belirli süreler alıyor. Chase Budinger, Glenn Robinson ve Solomon Hill üçlüsünün sezon içi gelişimleri çok önemli olacaktır çünkü bu oyuncular gelecekte bu esnek, çok işlevli dış oyuncu rollerini alabilirler. Stuckey ve Ellis’in oyunları fazla tek yönlü ve savunmada savunabildikleri oyuncu sayısı çok kısıtlı, o yüzden onlar uzun vadede bu takımın temellerinden biri olmayacaktır. Paul George dışında katkı vermeye en hazır ve uygun olan C.J. Miles ise gerek fiziksel, gerek teknik özellikleriyle zaten gayet iyi bir tamamlayıcı rolü üstleniyor. Ara sıra şut performansı ciddi düşüş yaşayabilir ama onun dışında gayet yeterli bir oyuncu, iyi şutör, az buçuk topu yere vurabilen ve savunmada da eşleştiği oyuncunun karşısında durabilir. Müthiş savunmacı, atlet ve savaşçı değil ama gayet sırıtmadan yola devam etmenizi sağlayan oyunculardan. Şut tercihleri zaman zaman çok tartışmalı olabiliyor ancak onu Golden State’in Harrison Barnes’ı kullandığı gibi, çok fazla karar vermesine izin vermeyerek bir bitirici rolünde kullanmak fazlasyla verim verecektir.

Dış oyuncu rotasyonunun yanı sıra, Indiana Pacers, Miami’de bahsettiğimiz fikstür zorluğu indeksinde ligde tam ortada, 15. sırada bulunuyor. Aslında 15, tam lig ortalaması olduğu için uzun vadeli daha isabetli bir  öngörüde bulunmamıza izin verebilir ancak, ben bu seviyede gitmeleri için kadronun yeterli olmadığını düşünüyorum. Indiana Pacers, ligin en iyi 10 oyuncusundan biri olan Paul George’un diğer oyunculara göre yarattığı inanılmaz fark sayesinde bu derecedeler, (Paul George, Stephen Curry ve LeBron James ile birlikte marginal product’ı en yüksek oyuncu muhtemelen) ve sezonu bu tempoda götürdükleri sürece almaları beklenen 54 galibiyet yerine biraz düşüş yaşayacakları ve 44-50 arası bir rakama gelecekleri beklenebilir. Paul George ne kadar mı iyi? Cevabı burda:

Gelecek ile ilgili bir de şöyle bir gerçek var ki bu takım, önümüzdeki senelerce tepeye oynayabileceğinin işaretlerini veriyor: gelecek yıl yaklaşık 33, ondan sonraki yıl ise yine yaklaşık 65  milyon dolarlık bir Salary Cap boşluğuna sahip olacaklarını belirteyim. Bir de bu boşluğun da kadrolarında bulunan bir oyuncuya çaylak kontratından sonra büyük bir kontrat vererek de kullanmayacaklar, öyle bir oyuncu kadrolarında bulunmuyor. Tabi ki kontratlar da Salary Cap gibi enflasyona uğrayacak ama bunlar ciddi rakamlar ve kesinlikle kadro ciddi şekilde ilerletilebilir.

Charlotte Hornets

Charlotte Hornets da bu senenin beklentiyi fazlasıyla aşan, lig çevresinde büyük ilgi toplayan ve Doğu’nun yükselmesinde en temel takımlarından bir tanesi. Geçen sene ligin en çok atan 24. takımıyken, bu sene 7. sıradalar ve bu sene her takımın geçen seneye oranla daha fazla üçlük attığını düşünürsek, bu büyük bir gelişim. Geçen sene ilk 16 maç itibariyle Hornets 285 üçlük denemişken, bu sezon 422 üçlük denemiş ve isabet oranı biraz düşmüş olsa da geçen sene ilk 16 maç itibariyle 93 üçlük bulmuşken (maç başına 5.8 isabete denk geliyor korkunç bir rakam), bu sene 148 isabet buldular(maç başına 9.25 ediyor). Bu rakamlarda dikkat çekici başka bir şey var:


Charlotte’un denediği 422 üçlükten 335 tanesi (%80) en yakın savunmacının şutörden en az 4 feet(1.21 m) uzun olduğu denemelere denk geliyor ki, bu da genel olarak doğru tercihlerin yapıldığını gösteriyor. (Bu 1.21 metre mesafesi, genel olarak iyi savunma mesafesiyle ortalama savunma mesafesi arasındaki sınır kabul ediliyor) Karşılaştırma için Lakers da bu rakam 350 üçlükten 231 tanesi(%66) aynı kriteri karşılamış. Bu oyuncuların yüzdelerine bakın. Nicolas Batum ???!!!??

14

Yani Charlotte çok fazla üçlük deneyip genellikle de doğru ve boş atışı buluyor. Onlar hakkında dikkat çekilesi gereken bir diğer istatistik ise Pace istatistiği, geçen seneki rakamları 93.0 iken bu seneki rakamları 96.7 bu da maç başına 3.7 pozisyon eder.

Kontratı yeni uzatılan koç Steve Clifford’a aslan payını vermek lazım. Geçen sene bu takımın enkaza dönüştüğünü ve tamamen dağıtılması gerektiğini düşünürken bir anda izlemesi çok keyifli, çok yüksek tempolu oynayan devamlı koşan bir takım yarattı. Şu anda dereceleri 9-7 ancak fikstürleri de fena değildi ve henüz bazı şeyleri kesin söylemek için çok erken.

Söyleyebileceğimiz şeyler arasında bu takımın artık alanı çok daha iyi paylaştığı, daha fazla üçlük denediği, sahada topa yön veren en az iki oyuncu bazen daha da çok bulundurduğu var. Alanın daha iyi paylaşılması, girişte söylediğim kolay şutların bulunmasına izin veriyor ve ordan da rakipleri cezalandırıyorlar:

Bu pozisyonda çaylak Kaminsky’nin birkaç adım daha dışarı atarak üçlük çizgisinin gerisine gelmesi gerektiğini savunabilirsiniz, haklısınız da ama onun dışında spacing neredeyse kusursuz ve Batum’un da şut atmak dışında Al Jefferson’a indirip onun birebir oyunu oynamasını sağlamak veya onu perdeye çağırıp tekrar bir pick n roll oynanması seçenekleri de var. Bu da hemen bir sonraki pozisyon:

Al Jefferson kolay atışı kaçırmış olsa da doğru bir hücum, tabi savunmanın ikili sıkıştırmaya gelememesi sorun olmuş ve zayıf alandaki spacing daha iyi olabilirmiş fakat Al Jefferson’a bu kadar kolay atış buldurabilirseniz, sırtı dönük oynama becerisiyle zaman zaman çok rahat sayılar çıkarabilirsiniz.

Sizin kafanızda Charlotte’un nasıl oynadığıyla ilgili az buçuk bir fikir oluşturduktan sonra üç oyuncunun bireysel performansı hakkında konuşmak istiyorum: Nicolas Batum, Kemba Walker ve Jeremy Lamb.

Nicolas Batum, yazın Charlotte adına en önemli hamlesiydi, bir önceki sene oralara düşmesi beklenmeyen 9. sıradan seçtikleri Noah Vonleh’i belki çok erken gönderdiler. Bu takas uzun vadede onların canını sıkacak, özellikle de Batum’un kontratının sene sonunda bitiyor olmasıyla ama şu an Nicolas Batum’un oynadığı basketbol kontratını uzatması durumunda bu sıkıntı görmezden gelinebilir seviyeye inebilir.

Batum’un sahada olması hem biraz önce bahsettiğimiz birden fazla topa yön veren oyuncunun aynı anda sahada yer almasını sağlıyor hem de Kemba Walker’ı topsuz oynamaya zorluyor. Kemba Walker da şu ana kadar kariyerinin en iyi sezonunu oynuyor:

20

Bunda tabi ki spacingin çok daha iyi olmasının payı var ama Batum’un varlığı takımda bireysel katkısının çok ötesinde bir etki yaratıyor. O da geçen seneki büyük düşüşünün ardından tekrar şut atmayı öğrenmiş gibi ve şu ana kadar çok etkili:

21

Bir parantez açmak istediğim oyuncu da Jeremy Lamb. Bu yaz neredeyse karşılıksız olarak Oklahoma City Thunder’dan alınan Lamb, geçen 3 sene boyunca benchte oturduktan sonra sonunda süre alıyor ve gayet de iyi performans sergiliyor. Bugünlerde dış oyunculardan beklenin biraz dışında orta mesafe şutlarına ağırlık vererek oynuyor ve bu şutları onun gibi soktuğunuz zaman zaten verimlilik tartışması ortadan kalkıyor:

29

Uzun vadede Charlotte’un ne durumda olduğunu kestirmek pek mümkün değil açıkçası, şu anda güzel ve doğru basketbol oynasalar da oyuncu kalitesini uzun vadede sorgulanabilir. Zaten şu anda bile %50’nin bir maç üzerindeler. Geçen seneye göre çok daha iyi oldukları da doğru ve uzun vadede bir oyuncu grubu etrafında böyle çok zevk veren bi takıma dönüşmeleri mümkün.

Detroit Pistons

Bu dosyanın son takımı olan Detroit Pistons’a geçelim. Sezona 6 maçtan 5 galibiyet alarak girdikten sonra üst üste 4 maç kaybettiler, ondan sonraki 6 maçın da üç tanesini kazandılar. Yani onlar da 8-8’lik dereceyle %50 galibiyet oranında bulunuyorlar.

Oyunun iki tarafına baktığımız zaman, bu takımın güçlü tarafı savunma. En azından kağıt üzerinde. Offensive Rating’de 25, Defensive Rating’de 8. sıradalar. Reggie Jackson, KCP, Morris, Ersan dörtlüsü pozisyonları için fiziksel olarak fena değiller ve Morris dışında da pozisyonları için yeterli atletizm ve çevikliğe sahipler. İçeride herkesi terrörize etmesini beklediğimiz Andre Drummond içinse çok ilginç bir durum geçerli. Hassan Whiteside’da bahsettiğim çember savunma metriklerinde, aynı kriterlerle oluşturulan listede rakip oyuncunun şut yüzdesinde Andre Drummond sondan 3. sırada.

Screen Shot 2015-11-30 at 02.05.11

Defansif strateji olarak iki şeyi çok doğru yapıyorlar: Rakiplere daha az üçlük ve faul atışı attırıyorlar, ki bu ikisinin en verimli iki atış olduğu defalarca kanıtlandı. Rakiplerine en az faul kullandıran 6. takım Detroit Pistons ve önündeki üç takım San Antonio Spurs, Chicago Bulls ve Miami Heat aynı zamanda Deffensive Rating’de de ilk 5’te yer alıyor.

Detroit Pistons aynı zamanda rakiplerinin kendisine karşı en az üçlük kullandığı takım ve yine burada önündeki takımlar Utah Jazz, Chicago Bulls, San Antonio Spurs ve Miami Heat aynı zamanda yine Defensive Rating’de ilk 7 sıradalar.

Bu iki faktör Detroit’in ve buradaki diğer takımların ne kadar başarılı olduğunu çok net gösteriyor ve takımların bu iki unsura ciddi ağırlık verdiği zaman savunmada ne kadar başarılı olabileceğini görüyoruz.  Bu da modern istatistiklerin doğru şekilde kullanıldığı ve değerlendirildiği zamanlarda ne kadar güçlü bir yol gösterici olabildiğinin de kanıtı.

İşin hücum tarafında ise fazlaca zorlanıyorlar. Offensive Rating’de ligde 25. sırada bulunuyorlar ve altlarındaki takımlar Lakers, Wizards, Bulls, Nets ve 76ers. Lakers, Nets ve 76ers’ın 58 maçta toplam 5 galibiyeti var, geri kalan iki takımın da ilerleme ve gelişim anlamında sezonun en büyük hayal kırıklığı yaratan iki takımı olduğunu söyleyebiliriz ve kendilerinin bu yazıda başta planlananın aksine olmamalarının sebebi olarak açıklayabiliriz.

En büyük sorun dış şutlar. En fazla üçlük deneyen 12. takım Detroit Pistons ancak üçlük yüzdesinde 28. sıradalar. Bireysel yüzdelere baktığımız zaman da Ersan dışında herkesin ortalama altı veya korkunç yüzdelerle üçlük attığını görebiliyoruz:25

Açıkçası sahada sürekli 4 dış oyuncuyu bulunduran ve keskin şutör olmasa da hepsinin de belirli bir seviyenin üzerinde olduğunu düşünebileceğimiz şutörler ancak belki formsuzluk da diyebiliriz çünkü yukarıda anlattığım savunmacının şutöre 1.21 metre veya daha uzak olduğu durumlarda da yalnızca % 33’le atıyorlar ki, bu kriterdeki lig ortalamasının da %36 olduğunu düşünürsek boş şutları atmakta daha formda oldukları dönemler olacaktır.

28

Hücumun bir diğer sorunu, Andre Drummond’dan iyi bir post oyuncu yaratma projesinin ikinci yılında da çok fazla başarı görülememesi. Aşağıdaki kesitte hareketlerinin ne kadar tahmin edilebilir olduğunu ve fundamental olarak hala yeterli seviyede olmadığını söyleyebiliriz:

Cüsse olarak kendisinden küçük oyunculara karşı bu alçak post oyunlarında başarılı olsa da, Steven Adams gibi sert uzunlara karşı çok zorlanıyor. Şu ana kadar Al Jefferson ve Jahlil Okafor’un ardınından ligde en çok alçak post oyunu oynayan oyuncu ancak en az 30 alçak post oyunu oynamış(aşağı yukarı maç başına 2’ye denk geliyor) 37 oyuncu arasında isabet oranında  24. sırada.

Takımın hücumda çok iyi yapabildiğini bir şey var ve o da Marcus Morris, Ersan İlyasova ve Kentavious Caldwell-Pope’ın sağladığı spacing etrafında Reggie Jackson ve Andre Drummond’ın tepe pick n roll’ların verimliliği. Andre Drummond, en az 25 kere pick n roll’da devrilen oyuncu rolünü alan oyuncular arasında şut yüzdesinde 4. sırada ve bu oyunların her sonucu değerlendirildiğinde, ligin en ölümcül 7-8 devrilicisi arasında yer alıyor.

Burada da daha somut bir örnek:

Zayıf alanın yerleşimi çok üst düzey, güçlü alan tamamen boş, Reggie Jackson’un az buçuk isabetli attığını bitirecek zaten Drummond, çok pratik ve üst düzey basketbol.

Drummond hakkında çok şey konuştuk. Bir de şu rakamlarına eğilelim. Ribaund rakamlarıyla ilgili kısa ve çarpıcı bilgiler vermek istiyorum:

  1. Şu anda 92 hücum ribaunduyla açık ara lig lideri olan Andre Drummond’un en yakın rakibi 56 hücum ribaunduyla Kosta Koufas. Koufos’a maç başına yaklaşık 3 hücum ribaundu fark atıyor.
  2. Toplam ribaundlarda da 292 ile lig lideri, en yakın rakibi olan DeAndre Jordan’a toplam 81, maç başına yaklaşık 4.5 ribaund fark atıyor.
  3. Sahada bulunduğu sürede oluşan ribaundların %25.8’ini Andre Drummond alıyor. Bu yüzdeyi bir sezon boyunca yakalayan ve geçen tek bir oyuncu var o da Dennis Rodman, kendisi bunu 6 sezonda yapmış.

Takımın bir tane göze çok çarpan ve onları çok geri çeken bir defekti var: Aşağıdaki grafikte de görüleceği üzere takımın korkunç bench grubu. İlk beş oyuncuların sahada bulunup bulunmadıkları dönemler arasında çok büyük uçurumlar var. İlk beş oyuncular, Ersan dışında on/off durumlarında ortalama 26-27 Net Rating’e sahip. (Sahada oldukları durumla, oturdukları durumda takımın 100 pozisyon başına ürettiği sayı-yediği sayı)

22

Sezonun hemen başında sakatlanan Jodie Meeks ve geçen seneki sakatlığından dönme sürecindeki Brandon Jennings’in iyi ve çabuk dönmeleri çok önemli. Onların gelişiyle bench grubu en azından biraz da olsa toparlanacaktır.

Yazının sonuna gelmişken Chicago Bulls ve Washington Wizards hakkında iki kelam etmek gerekiyor. Chicago Bulls sezona bambaşka bir hücum sistemi inşa etmesi beklenen yeni koçuyla girmişti ancak şu anki görüntüde geçen seneden çok da farkı olmayan bir sistem görüyoruz. Onlar hakkında sezon öncesi heyecanlı şeyler söylerken, şu anda büyük hayal kırıklığı ifadeleri kurmak durumundayız. Konferans’ta  5. sırada bulunsalar da bu yazı takımların gelişimleriyle ilgileniyor ve Chicago şu ana kadar beklenileni veremedi. Bill Simmons’ın sürekli bahsettiği NCAA’den NBA’e gelen koçların bir senelik adaptasyon süresine ihtiyaç duyduğu teorisi Bill Donovan ve Fred Hoiberg’le artık baya somutlaştı sanırım.

Washington ise özellikle de geçirdikleri Playoff’un ardından Doğu’nun tepesine doğru bir ivme yakalaması bekleniliyordu. Henüz Cleveland seviyesinde olmayan ama yavaştan “Biz geliyoruz” mesajını vermeye başlayacakları bir sezon bekleniyordu onlardan ancak şu ana kadar onlar da çok büyük hayal kırıklığı. Bugün dereceleri 6-8, Doğu’da 12. sıradalar. John Wall sezonun ilk bir aylık bölümünde çok kötü şut atıyor ama bu durum bu dereceyi açıklamaya yetmez, büyük rezalet. Şu Randy Wittman’ı kovun da, bu çocuklar şöyle güzel bir top oynasın biz de keyifle izleyelim.

Miami, Indiana, Charlotte ve Detroit’in başını çektiği Doğu’daki gelişim ne seviyede olacak, sürdürülebilirliği nedir hala muamma, uzun vadede Batı takımları hala en azından kadro üzerinde çok daha iyiler. “Konferansları kaldırın” muhabbeti şu anda biraz sessizleşmiş olsa da sezonun ikinci yarısına doğru tekrar alevlenmesini bekleyebiliriz.

Tüm istatistikler stats.nba.com, basketball-reference.com ve nbasavant.com‘dan alınmıştır.

 

NBA Gunlukleri
Genel Yazı Hesabı at NBA Günlükleri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir