NBA Günlükleri

Phoenix’e San Antonio Zulmü

Phoenixe San Antonio Zulmü

 

SAS – Phoenix maçı iyi ve kötü oynayan iki takımın net olarak seçildiği bir maç olarak kayıtlara geçti. Duncan’ın oynamadığı bu karşılaşmada, maçtan önceki beklentilerimiz bir sürpriz içermiyordu ve bu beklentilerin realize edildiğini üzülerek görüyoruz. Üzülüyoruz çünkü Phoenix’in küllerinden doğduğu geçen senelerdeki halini dün gibi hatırlıyoruz. 48 galibiyetle playofflara kalamadığı zaman Phoenix’e ne kadar saygı duyduğumuzu ve üçlük temelli koş koş basketbolunun o zamanlar nasıl da harika sonuçlar verdiğini hatırlayan bizim gibiler için SAS karşısındaki oyun yürek burkmaktadır.

Goran Dragic’in gönderilmesi, bazı teknik adamlarla yolların ayrılması gibi kararların sonunda çok tartışmalar çıkmıştı ama takımın yazın yapılacak takviyelerle güçlendirilme ümidi olduğu için sesler yükselmiyordu. Aldridge ümitlerinin (ki evet Lakers da onu istemişti ama Phoenix’in şansı daha yüksekti) SAS tarafından yıkılması sonrasında her şeye rağmen Chandler gibi pota altında nitelikli bir adam transferi ile Phoenix’de biraz olsun yüzler gülse de soru işaretleri ile sezona girilmişti. Şimdiki görünümü 12-21 ile özetlemek sanırım yeterli. Bledsoe’dan gelen sıcak haberler sonrasında da (SAS maçında) açıkçası kimsenin galibiyet beklediği yoktu. Malumun ilanı dediğimiz şey de maç sonunda gerçekleşti.

Maça SAS istediği bitiricilikte başlamamasına karşılık zamanla açılarak ilk çeyreği 20 sayı farkla noktaladı. İlkyarı bittiğinde ise tabelada 61-33 yazıyordu. Bledsoe yoktu gibi nedenlerin arkasına sığınmanın rahat hissettirmeyeceği kadar büyük bir farktan bahsediyoruz…

Maç son çeyrekte SAS’ın ikinci takımı ile Phoenix arasında geçti. Bobinator’un 15 dakika toplam süre içinde aldığı 12 rebaund ve yaptığı 7 sayıyı ıskalamamakta büyük fayda var. Bu mevsim Boban, Anderson, Simmons ve “LaSharkus”un kazanılacağı en uygun zaman. Süre SAS’ın lehine işliyor. Sabırla bekliyoruz…

SAS’da Danny Green ve Aldridge’in defansif anlamda defoları olduğunu hep söylüyoruz ama bu defoları kapatmanın biricik yolu da takım kimyasının oturmasından geçiyor. Bunu sağlamak için farkın alıp başını gittiği dördüncü çeyrekte bile Pop’un Aldridge’i, Danny’yi yanına çekip uzun uzun hataları anlattığını görebilirsiniz. İncelikler ayrıntıda saklı ve başarı ancak bu şekilde gelebilir. West’in oldukça iyi oynadığı ve bunun rakip oyuncular tarafından da dile getirildiğini de es geçmeyelim. West’e zaman tanıyoruz. Çok kıymetli bir yatırım olduğunun bilincindeyiz…

Leonard’ın sadece “idare ettiği” bu maçın yıldızları noktasında ismi en başta yazılması gereken sanıyorum Manu olacak. Harika savunmasıyla her türlü övgünün üstünde Arjantinli. Yaptığı asist de tipik bir Manu asisti. Diaw ise basketbolu bildiğini eline aldığı her topta gösteriyor. Onu izlerken 5 yaş daha küçük olsa keşke demekten alamıyorum kendimi.

Bu ligde bazı takımlara özel önem atfediyorum. Bunlar içinde ne oynayacağını iyi bildiğimiz Houston ve Clippers varsa da asıl kastımız Dallas, Cavaliers ve GSW. Bu takımlarla yolun sonunda karşılaşıncaya kadar eksiklerin giderilmesi gerektiğini biliyoruz. Saydığımız takımlar şu sıralarda çok özel performanslar sunuyor ve bunları takip ediyoruz. Unutulmaması gereken şey ise SAS’ın üst düzey performanslarına daha zaman olduğu. Takım yukarı yönlü döngüye henüz girmemiştir. Maçlar kaybedilmek pahasına bile olsa bunun için acele edilmeyecek. Takvim yeterince uzun.

İyi seyirler.

Yazar  :  Utku KÖKER
Resim: http:www.brightsideofthesun.com/

NBA Gunlukleri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir