NBA Günlükleri

SABAS: SANATKÂR PİVOT… (PART 2)

Sabonis ve SSCB sınırları içindeki en büyük rakibi, Vladimir Tkachenko

Her ne kadar Zalgiris’in 80’lerin başındaki yükselişi sadece Sabonis’e mâl edilemeyecek türden olsa bile, Chomicius’lu, Kurtinaitis’li, Jovaisa’lı, Einikis’li, koç Garastas’lı kadroyu hakikaten titan seviyesine taşıyan isim oldu vladimirtkachenko (14)Sabonis. 1981’de Sovyet ligine güneş gibi doğan dev Sabas, Zalgiris’i önce 1985’te lig şampiyonluğuna ulaştırarak bir tabuyu yıktı ve yeni bir dönemi başlattı. Bir başka insan azmanı olan, fakat Sabonis’teki zarafetin milyonda birini barındırmayan 2.21’lik Vladimir Tkachenko ve efsane koç Aleksandr Gomelsky önderliğindeki Tarakanov’lu, Yeryomin’li, Myshkin’li, Lopatov’lu, Tikhonenko’lu, Bazarevich’li, Aleksandr Volkov’lu, Heino Enden’li CSKA ile aralarındaki inanılmaz gerilim ve Kızıl Ordu baskısına rağmen şike yapmayarak, vazgeçmeyerek şampiyonluğa ulaşan Zalgiris, tüm Litvanya halkına umut oldu. Aynı başarı 86 ve 87’de de tekrarlanınca, üstüne 85’te Avrupa’nın 2 numaralı kupasında (Saporta), 86’da da Euroleague’de takımına final oynatınca, adeta bir kültür mirası, bir kahramana dönüştü Sabonis – her iki finalin kaybedilmesine rağmen. Pota altında eşi benzeri görülmemiş derecede etkin, aktif ve baskın bir figürdü. O cüsseye karşın, daha önce hiçbir uzunda görülmeyen meşhur, eşsiz hareketliği, çabukluğu ve patlayıcılığı onu diğer herkesten özel kılıyordu. Ta ki, 1985 senesinde yaşadığı aşil tendonu sakatlığına kadar…

 

77

Bu sakatlığı, 1986 ve 87 senelerinde takip eden nüksedişler ve diz sakatlıkları takip edince Sabonis’in ana silahı olan atletizm ve hareketlilik hatırı sayılır biçimde gerilemişti gerçi, fakat bu durum o’nu 1986 Dünya Şampiyonası Finali’nde David Robinson’ın canına okumaktan veya 1988 Olimpiyatları’ndaki altın madalyadan men edemeyecekti. Zalgiris’i büyüttükten sonra o dönem Avrupa’nın en büyük ligi olan İspanya’ya (Forum Valladolid), oradan en şatafatlı takımı Real Madrid’e, ardından da draft edildikten 10 yıl sonra NBA’e adım atacak, kazandığı başarıların ardından ilk göz ağrısı Zalgiris’e dönüp 40 yaşında Euroleague normal sezon ve Top 16 MVP ödüllerini topladıktan sonra, 2005’te emekli olacaktı. Ve biz, fiziksel gerilemesinin yaşanmadığı bir dünyada, oyun bilgisi, doğal yetenekleri, sezgileri, pasörlüğü, saha görüşü ve zekâsı ile fiziksel cephanesini birleştirebilen bir Sabonis’in daha kimlere hükmedebileceğini düşünerek avunacaktık. Ama tabi, hikayenin tamamı için bandı biraz geri sarmak lazım…

Sabonis nelere kâdirdi? Sakatlıklar olmasa, veya NBA’e vaktinde gitse, neler yaşanırdı? Bu soruyu cevaplamak için evvela 1982 senesine, Sovyet milli takım kadrosunun ABD’ye 12 maçlık özel bir tur için yaptığı seyahate gitmeliyiz. 1982 yılında henüz Sovyet genç milli takımında yer alan 18 yaşındaki Sabas, tecrübe kazanması ve gelişmesi için, A milli takım kadrosuyla birlikte Amerika’ya gelir. Yaşına rağmen, NCAA takımları ile yapılan tüm bu maçlarda ortalama 18 sayı 9 ribaunt ortalama tutturarak takımını sırtlar. Ruslar toplamda 12 maçın 9’unu kazanırlar. Amerikan CBS kanalı tarafından yayınlanan bir maçta Sovyetler, 1984 Olimpiyatları’nda ABD milli takımını altın madalyaya taşıyan efsanevi NCAA koçu Bobby Knight’ın Indiana Üniversitesi’ni adeta ezerek yenerler. Bobby Knight, Sabonis’i “Amerikalı olmayan basketbolcular arasında muhtemelen hayatında gördüğü en iyi isim” şeklinde tanımlar.

 

sabonis

Fakat asıl randevu, bu maçtan 3 gün sonra Virginia Üniversitesi’ne karşı oynanacak müsabakadır. Çünkü Virginia, dış şutlar hariç Sabonis’i fena halde andıran bir oyun tarzına sahip olan, kolejdeki son senesine girecek 2.24’lük dev pivot Ralph Sampson’a sahiptir. Her iki oyuncunun da oyunu domine etmeye göz kırptığı bu dönemde, söz konusu maç tam bir “devlerin çarpışması” halini alır. Samspon Sabonis’in savunmasında maçı 13 sayı 25 ribaunt ile noktalarken, Sabonis 21 sayı 14 ribaunt ile takımını zafere taşır. Şimdiki adıyla USA Basketball olan ve NCAA’ler ile milli takımların idaresini üstlenen, o zamanın ABAUSA’inin yetkili müdürü Bill Wall, o maçta Sabonis’in Sampson’ı fena halde domine ettiğini söyler. Hatta, Sabonis’in NBA maçlarını seyrederek oyun yapısını gelmiş geçmiş en büyük NBA pivotu Kareem Abdul-Jabbar’a temellendirdiğini öğrenerek ayrıca sevinir. O vakitlerin en büyük NBA pivotlarından (sanatkâr olmaya çok yatkın bir başka Sabas-benzeri pivot olan) Bill Walton, Sabonis’i “2.21 boyundaki Larry Bird” olarak tarif eder. Golden State Warriors idari sorumlusu scout Pete Nevell ise, Sabonis’in basketbolda gördüğü en büyük oyuncu haline geleceğini ve ABD’de olsa o’nu Patrick Ewing’den evvel seçeceğini söyleyerek Sabonis’i över. Neticede Ralph Samspon, 83 Draft’inin 1 numarası olur; Sabas ise, o’na karşı üstünlük kurarak ilk sınavı başarıyla geçmiştir[1] (Rockets ile efsaneleşen Ralph Sampson yıllar sonra sakatlıklarla boğuşup İspanya Ligi’ne göç edince bu ikili yeniden karşılaşacaktır, fakat elbette ki bu düello eski heyecanını veremeyecektir).

Sabonis-URSS

1982 yazında Dünya Şampiyonası’nı kazanarak Sovyetlerle ilk altın madalyasına ulaşır Sabonis. Corbalan ve San Epifiano ile atağa kalkan İspanya ve Antonello Riva, Dino Meneghin, Roberto Brunamonti ve Pierluigi Marzorati ile altın madalyaya ulaşan İtalya, Sovyetleri 1983 Eurobasket’te bronz madalyaya iter. 1984 Olimpiyatları’nı ABD’nin ve pek çok muteber basketbol ülkesinin boykot etmesi de, Sovyetler’in kazandığı altın madalyaya gölge düşürür. Sabonis, asıl rakibe, ABD’ye karşı oynayamamanın ve NBA tarafından keşfedilememenin üzüntüsünü taşır. Beklediği fırsat, 1986 Dünya Şampiyonası’nda gelecektir. Yükselişe geçen Sovyetler, 85 Eurobasket’i kazanmış, MVP ödülünü de cebine koyarak gözünü ABD’ye dikmiştir. Fakat Sabonis’in önünde iki engel vardır; ilki, Birlik sınırlarını terk etmesine müsaade vermeyen Sovyet siyaseti yüzünden, karşısında Belostenny ve Tkachenko’dan başka ciddi rakip bulamayan Sabonis’in, böyle bir ortamda yeteneklerinin zirveye çıkacak kadar sivrilememesi (oysa Kareem, Walton, McAdoo, Moses Malone gibilerine karşı oynayabilirdi), ikincisi ise, 85’te başlayan sakatlıklar silsilesidir. Her sene giderek ciddileşen birer sakatlık yaşaması, kafalarda soru işaretleri, akıllarda ise korku yaratır. Bu atmosfer içersinde, Atlanta Hawks ile Sovyetler’in 1984 Olimpiyatları’na dair türlü işbirlikleri neticesinde, Sabonis, 1985 Draft’inde Hawks tarafından 77. sırada seçilir…

 

Fakat ortada, zamane NBA kurallarının koyduğu bürokratik bir engel vardır; 22 yaşını doldurmayan basketbolcular (ki o vakte kadar %99.9’u NCAA’lerden geldiği için, kolejdeki son yılını bitirmeyen oyuncular diye bu kural tarif edilirdi), ancak ve ancak erken profesyonel olma kararlarını (Michael Jordan’ın yaptığı gibi) NBA’e önceden bildirmek koşuluyla draft’e girebilmektedirler. O vakitler 21 yaşındaki Sabonis’in bundan, Atlanta yetkililerinin birçoğunun da (hatta Avrupalı düşkünlüğü ile bilinen koç Mike ‘Çar’ Fratello’nun bile) Sabonis’i seçeceklerinden o gün öncesinde haberleri yoktur. Bu yüzden, Atlanta’nın seçimi kurallara aykırı sayılarak iptal edilir. Hem zaten, Sovyet yetkililerinin, Soğuk Savaş sonrasındaki en önemli silahlarını ABD’ye kaptırmaya hiç niyeti de yoktur – öyle ya, Sabonis tam o yıl ligde CSKA’nın egemenliğini yıkmış, hatta Avrupa’da Zalgiris’i Saporta Kupası finaline çıkarmıştır…

 

Bir sonraki fırsat, bir başka sakatlığın ardından atletizmi daha da körelen Sabonis’i lanetli 1986’da bulur. Sabonis Zalgiris’i ligde yine şampiyon yapmakla kalmamış, Avrupa’da da takımını Euroleague finaline taşımıştır. Hatta o zamanki adıyla William Jones Kupası olan kıtalararası kupayı da, yarı finalde Drazen Petrovic’in Cibona’sını geçerek kazanmışlardır. Sıra, NBA Draft’ine gelmiştir. Ve 22 yaşını dolduran Sabonis, çiçeği burnunda NBA Komiseri David Stern’ün şu ünlü hakaretamiz sözleriyle Portland’ın Sabonis’i seçtiğini açıklar: “1986 NBA Draft’inde Portland Trail Blazers, 24. sıra seçimiyle, Sovyetler Birliği’nden birisini, Arvydas Sabonis’i Amerika’nın ligi olan NBA için seçiyor!”. Sabonis’in bu kadar aşağılanmasının sebebi ABD dışında yer alması değildir; neticede kendisinden evvel Georgy Glouchkov, Oscar Schimdt, Hakeem Olajuwon, Manute Bol, Fernando Martin, Detlef Schrempf veya Uwe Blab, hatta aynı draft’te seçilen Augusto Binelli, Panagiotis Fassoulas ve Drazen Petrovic gibi isimler hiç yuhalanmamıştır. O ve Aleksandr Volkov, Soğuk Savaş’ın en büyük zıt kutbu olan Sovyetler’den geliyorlardır ve taraftarlar da Stern zihniyetine uyarak “ismini bile söyleyemedikleri bu adamı” hemen protesto etmeye başlarlar. Avrupalıların ABD’ye açılmasında Atlanta kadar büyük rol oynayan Portland’ın yetkililerine öfke büyüktür. 84’teki Sam Bowie faciasından sonra bir de Sovyetlerden oyuncu seçme yaftası yüklenmiştir Portland’ın üzerine. Ve sonra, o tarihi şampiyona başlar, ve kimseler Sabonis’e muhalefet edemez hale gelir…

1986 Dünya Basketbol Şampiyonası, özellikle de Yugoslavya – Sovyetler Birliği yarı finaliyle tarihin baş köşesine geçecektir. Petrovic kardeşler, Nakic ve Dalipagic gibi yeteneklerle bezeli Avrupa devi Yugoslavya’ya karşı son dakikalarda geriden gelip beraberliği sağlayan Sovyetler, uzatmalarda, o dakikaya dek vasatı aşamayan bir başka Litvanya efsanesi Kurtinaitis’in son saniye şutuyla maçı 91-90 kazanarak finale yükselirler. 25 sayı üreten Sabonis, bu unutulmaz rekabette genç Divac’ı domine ederek takımını finale taşımıştır. Ve finalde, Muggsy Bogues, Kenny Smith, Charles Smith, Armon Gilliam, Steve Kerr, Brian Shaw ve Rony Seikaly gibi, daha sonraları NBA’de çok önemli yerlere gelecek nice potansiyelden kurulu bir ABD armadasının karşısına çıkarlar. Fakat takımın asıl kozu, gelecekte Şöhretler Müzesi’ne ve NBA’in En Büyük 50 Oyuncusu listesine ismini yazdıracak olan David Robinson’dır. ABD’nin Dünya Şampiyonası karnesi Olimpiyatlar’a hiç benzemese bile, onlar, 1982’nin intikamını almaya kararlıdırlar. Çok büyük çekişmeye sahne olan maçı ABD’liler ite kaka sadece 2 sayılık farkla (88-86) kazanmayı başarırlar; Robinson 20, Sabonis ise 16 sayı ile tamamlar maçı. Fakat bir savunma üstadı olan dinamo “Amiral” Robinson’ın Sabonis’e karşı savunmada düştüğü acziyet, tüm dünyaya Sabonis’in gücünü göstermektedir. Kim kimi domine etti, orası hep tartışılır; fakat hakikat, Sabonis’in en iyiler kadar iyi, ve eşsiz olduğudur. Portland’ı eleştirenler, susmuştur..

Ne yazık ki hiçbir gelişme, son demlerini yaşayan Sovyet demir perdesini yumuşatmaya yetmez ve Sabonis, ABD’ye gitme iznini alamaz. Zalgiris’i arka arkaya 3. sene lig şampiyonluğuna taşır, fakat bu sefer yine aşil tendonundan çok ciddi bir sakatlık geçirir ve yaklaşık 1,5 sene sahalardan uzak kalır. Avrupa’da ve kıtalararası kupada da Zalgiris bu yüzden hezimete uğrar. Artık, ülkesi Litvanya adına Sovyetler Birliği’ne isyan etmektedir. Zira tüm bu sakatlıkların başlıca sebebi, yoğun lig takvimi ve aşırı sık düzenlenen milli takım maçlarından dolayı Sabonis’in bir türlü dinlenme ve iyileşme fırsatı bulamamasıdır. Elbette ki, Sovyet ikliminin de sakatlığa bir deva olmadığı ortadadır. Bu durum sonucunda Sabonis 87 Eurobasket’e katılamaz ve Sovyetler, Nikos Galis’in kahramanlaştığı bir turnuvada Yunanistan’a yenilip 2. olurlar. Durumun ciddiyetini kavrayan Sovyetler, ülkelerindeki geri kalmış tedavi imkanlarının farkına vararak, 88 yılı başında Sabonis’in Portland’a giderek tedavi olmasına ve idmanlar yapmasına müsaade ederler. Çünkü hesapları, 88 Seul Olimpiyatları’nda 86’nın rövanşını almak ve dağılmaya yüz tutan Sovyetlerin gücünü herkese kanıtlamaktır. Sabonis, ABD’ye gider, ameliyat olur, yıpranan fiziğinin elverdiği kadar iyileşir, ve KGB tehdidi altında, mecburen, ülkesine geri döner; Zalgiris’i ligde ikinciliğe taşır ve Euroleague’de yarı finali görürler. Bu durum, ABD’lilerin protesto seslerini yükseltir; 88 Olimpiyatları’nda ABD’ye koçluk yapacak olan John Thompson, “Düşmanın en büyük silahını kendi elleriyle tedavi ettiklerini ve altın madalyayı rakiplerine gümüş tepside sunduklarını, oysa Sabonis’in henüz NBA’de oynamadığını ve bu tedavinin ABD’ye hiçbir yararının dokunmayacağını, bunun adının resmen ‘vatan hainliği’ olduğunu ” haykırır avazı çıktığı kadar[1],[2].

Basketbolun fair-play’i, Sabonis’in de, Sovyetler’in de imdadına yetişmiştir. Nitekim 86’daki kadrosuna bir başka Litvanya efsanesi Sarunas Marciulionis’i ekleyen ve Sabonis’e kavuşan Sovyetler Birliği, bu sefer yarı finalde Mitch Richmond, Hersey Hawkins, Danny Manning, David Robinson, Stacey Augmon ve Dan Majarle gibi geleceğin NBA demirbaşları olacak isimlerden kurulu bir ABD ile yüzleşir ve intikamını acı bir şekilde alır. Sabonis ile David Robinson (ve Danny Manning) yine kozlarını paylaşmıştır, fakat bu defa galip gelen, Sabonis’in takımı olmuştur. En büyük hayallerden birisi gerçekleşmiş, Sovyetler ve Sabonis, Olimpiyatlar’da (72 Finali’nin ardından) ilk kez ABD’yi “tartışmasız” bir şekilde yenerek altın madalyaya uzanmışlardır. ABD’nin düştüğü durumun yankıları o kadar büyüktür ki, bu iki turnuvanın ardından ABD lobisi, FIBA’yı kural değişikliğine zorlayacak ve ABD, 90 yılındaki faciadan sonra da 92 Olimpiyatları başta olmak üzere tüm turnuvalara artık “Rüya Takım”larla, yani NBA oyuncularından kurulu kadrolarla katılacaktır. Dönüm noktası gerçekleşmiştir. Sakatlıklar yüzünden fiziksel kapasitesi yarı yarıya düşen Sabonis ise, daha fazla, ve dişine göre rekabet istemektedir. Aradığı fırsatı, 89 senesinden itibaren oyuncularına yurt dışına gitme izni vermeye başlayan SSCB sunar o’na.

[1] http://www.nytimes.com/1988/08/30/sports/sabonis-is-named-to-soviet-team.html?pagewanted=2

[2] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/yigiter-ulug/sabasin-okulu-669464/

 

[1] http://www.arvydassabonis.com/archive/articles/prenba/lithbbstar.html

[2] http://www.nytimes.com/1988/08/30/sports/sabonis-is-named-to-soviet-team.html?pagewanted=2

[3] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/yigiter-ulug/sabasin-okulu-669464/

Yazar: Efe Özenç

NBA Gunlukleri
Genel Yazı Hesabı at NBA Günlükleri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir