NBA Günlükleri

Spurs Dallas ve Lakers’ı Kayıpsız Geçti

 (Fotograf: USATODAY)

Dallas ve Los Angeles virajları kayıpsız atlatıldı. Bu cümleyi yazmak eskiden çok daha zordu ama bu takımlar da o eski takımlar olmadığına göre üzerinde çok kafa patlatmayalım. Dallas da Lakers da yapılanma çalışmaları süren takımlar. Dallas maçının deplasmanda olması nedeniyle çok daha zor geçeceğini düşünüyordum. Lakers ise maç boyunca umduğundan daha zor zamanlar yaşatmıştır. Maçlara gelelim:

Pelikanlarla oynanan maçta çok talihsiz bir şey yaşanmış ve Manu sakatlanmıştı. Bu talihsizlik fikstür itibarıyla belki çok kötü bir döneme tekabül etmedi ama orta uzun dönem etkileri beni kaygılandırmaktadır. Manu’nun takımda kalmasındaki asıl maksat katacağı zekadır. Bu zeka katkısı onun sayı katkısından (her ne kadar sayı da o zekanın dolaylı bir çıktısıysa da) daha önemli. Kendisi tıpkı Duncan gibi çok fazla süre verilmeyen, kendisini yormasına çok müsaade edilmeyen oyuncuların belki de başında geliyor. İşte bu adamın sakatlanması San Antonio’nun yüreğini ağzına getirdi (yılın bu döneminde böyle şeyler olabilme ihtimali hep varsa da). Aldridge’in olayın çok da farkında olmadan sakatlığı küçük sanıp gülümsediğini ekranlar göstermişti ama söz konusu Manu olduğunda kaygılarımız büyür. Hem Ginobili’nin ciddi bir sakatlık geçmişi vardır hem de playofflarda hazır bir Manu’nun bu sene GSW karşısında ne kadar önemli olacağını bu seneki maçlar defalarca göstermiştir. Spurs’ün kendisine ihtiyacı vardır.

Dallas özelinde konuşmak gerekirse bu maçta Manu’nun olmaması bizi skor anlamında kaygılandırmıyordu. Manu olmayınca Mills’in ve Simmons’ın daha fazla süre alacağını tahmin ediyorduk ve beklediğimiz de gerçekleşti. İlk çeyrekte 27-12lik bir Spurs rüzgarı vardı. 11 dakikada 11 sayı üreten Kawhi ve 6 sayı atan Aldridge bu bakımdan dikkat çekmiştir. İkinci çeyrek sona erdiğinde ise inanılmaz bir fark oluştu ve 62-26 yazan tabela işin ilginci Dallas’ın kendi evindeydi. O güne dek en büyük fark 34 iken Spurs bu rekoru tarihe gömmüş oldu. Mills’in ikinci çeyrekteki etkili oyununu 10 sayıyla bitirmesi de bunda etkilidir. Kawhi, Aldridge, Mills üçlüsü özellikle ismi sayılması gereken oyunculardır ama isimlere takılmayıp ilk iki çeyreği daha yakından incelemek lazım. Asıl sorunun ne olduğunu görmek için iç dış dengesine özellikle bakmak gerekiyor. Dallas maçın başından beri topu boyalı alana sokamadan tek taraflı bir oyun oynamaya çalışa çalışa iki çeyreği de bitirmiştir. Spurs, GSW gibi takımlar karşısında içeriye girmeden maçı kazanamazsınız. Bunun sebebi onları sevmemiz filan değil ama bu takımların bench kalitesidir. Mills, Igoudala, Manu, Livingston gibi adamlar her takımda ilk beş oynayabilir ama bahsettiğimiz takımlarda sıralarını bekliyor. Bu oyuncuların sahaya girmesiyle takımın dış savunması (doğal olarak) ciddi bir düşme yaşamıyor ve 48 dakika sahada sağlam savunma yapabilme lüksüne sahip oluyorsunuz. Takımın asıl dış oyuncuları kenara gelip de bunlar oyuna girdiğinde savunma zaafı yaşamayacaklarını bu şekilde öngörebiliyorken bu takımları dışarıdan oynayarak yıkabilmeyi düşünmek fazlasıyla zorlama görünüyor. Dallas bu hataya düşmüş ve tek taraflı oyun anlayışıyla büyük fark oluşmuştur. Eğer Dallas’ın içeriye girmeye çalışıp da GİREMEDİĞİNİ konuşmaya başlarsak o halde daha büyük bir sorunun varlığı da göz kırpmaya başlar ki asıl tehlike bu kanımca. Dallas’ın zaman içinde gözlemlemeye devam edeceğimiz defolarından biri burada ortaya çıkmaktadır. Maçın “en sürreal adamı” Zaza’nın iki çeyrek boyunca neler yaptığını izlemediyseniz hararetle tavsiye ediyorum. Dallas’ın DeAndre Jordan hamlesinde başarısız olmasıyla Dallas’a gelen Zaza’nın çalışkan ve savunmacı kimliğiyle hatırlanması gerekiyor. İki SAS maçları boyunca yaptıklarıyla değil. İzlemeniz için uzun uzadıya anlatmayacağım. Takımına zarar verdiğini söylemek mümkün bu haliyle…

Her halukarda Dallas’ın içeriden zorlasa da buna muvaffak olamayan takım yapısı ile nereye kadar gideceğini zaman gösterecektir. Bu haliyle Dallas transfer gereken bir takım görüntüsü çiziyor. İkinci çeyrekten sonra maç tam bir formaliteye dönüşmüştür. Bu kadar büyük farklar önde olan takımlar için de sıkıntılıdır. Bu kadar büyük farkla rakibinizin gururu örselenir ve doğal bir geri dönüş refleksi sergilemesi gerekir. Maça sinirli bir ruh hali hakim olmaya başlar vb… Dolayısıyla bu maçın bitiş düdüğü 4. çeyrek sonu değil aslında 2. çeyrek sonu olarak düşünülmeli. Dallas açısından çıkartılacak çok ders var bu maçtan. Spurs içinse rakibin gardının oldukça erken düşmesi nedeniyle Manu’nun yokluğunu hissetmediği bir maç izlenimi verse de buna aldanmamak gerekiyor. Manu’nun yokluğunu takımın yeterince iyi kapatıp kapatamadığını tam da ona ihtiyacınız olan bölümlerde oynanan oyunla ölçersiniz. Bu maçta bu şekilde bir ihtiyaç oluşmadığından bir yargıda bulunmak hatalı olacaktır kanısındayım. Takım ilk iki çeyreği kazanmış, 3 ve 4. çeyrekleri rakibine kaptırmıştır. Aradaki farkın büyüklüğü nedeniyle bu çok doğal görünse de çeyrek kayıpları gösterilen dirençle ilgili bir şey ve önemlidir. Gelelim Lakers maçına…

Lakers müsabakası çok açıdan hatırlanmaya değer. Kobe’nin AT&T Arena’ya vedası niteliğindeki maç boyunca seyircinin ona verdiği destek gerçekten inanılmazdı. Bir maç düşünün seyirci kendi takımının attığı sayılara sevinmekle kalmıyor bir rakip oyuncunun attığı üçlüklerde de destek ve sevgi gösterisinde bulunuyor. Kobe olmakla ilgili bir şey bu. Çok az sayıda basketbolcu bu şekilde onurlandırılabilir. Bugüne dek yaptığı yanlışlar doğrular her ne olursa olsun onu bu şekilde uğurlamak gerekirdi. Gece “nasıl seyirci olunur” konulu bir ders gibiydi…

Lakers maçının başında yine boyalı alana bir giriş yasağı gördük ama bu uzun sürmedi ve Randle başta olmak üzere Lakers orayı kullanmaya başladı. Randle’ın oyunu gün geçtikçe büyüyor ve disiplinli bir şekilde gelişim göstermesi halinde Randle’ın kısa sürede nerelere gelebileceğini düşünmek bile ilgi çekici. Bunun yapılanma aşamasındaki Lakers’ta gerçekleşiyor olmasının yararları ve zararları da var elbette. Aldığı süre, hiç de azımsanamayacak rakamlarda atışları, en fazla topla buluşan oyuncu olması (Kobe 57 iken Randle 80) gibi etkenler de onu ön plana taşıyor. Öyle ki 9/14 isabetiyle pırıl pırıl parlayan Clarkson’u değil ama Spurs uzunlarını sürekli rahatsız etmesiyle gözlerimiz Randle’ı görüyor. Dikine oyunu Lakers için ümit vadediyor.

Clarkson ve Randle etkili oyunlarıyla Spurs’un maçı kopartmasına maç boyunca müsaade etmemişlerdir. Ama yine de gözlerimizin aradığı kişi şüphesiz O’ydu. Bire birde oldukça da iyi savunulurken (Kawhi tarafından) acep 3-5 sayı atıp maçı bitirecek mi diye iki çeyrek boyunca “O”nu seyretik. 3. çeyrekten de ciddi bir beklentimiz yoktu. Çünkü Spurs’ün artık maçı kopartacağı çeyreğe geldiğimizi düşünüyorduk ve o büyük çeyrek oynandı. Kobe geçmiş zamandan esintiler taşıyan bir çeyrek ile Spurs’ün hakimiyet kurmasına izin vermediği gibi Spurs her farkı açtığında attığı zor sayılarla herkeste bir “neler oluyor” şaşkınlığının ortaya çıkmasını sağladı. Maçın belki sadece bu çeyreğinde istediğine yakın oynadı ama yine de muhteşemdi…

Lakers ve Spurs’un karşılaştırması pek çok bakımdan çok doğru değil. Yine de özel bir oyuncunun kalkıp da maçın rengini nasıl değiştirebildiğini görmek çok ilgi çekiciydi. 1978 doğumlu ve 19 yıldır parkelerde, üstelik son yıllarını sakatlıklarla boğuşarak geçirmiş birinden bu performansı görünce insan kendisine şu soruyu sormadan edemiyor “ya bu şekilde 2 veya 3 çeyrek oynasaydı?”…

NBA şüphesiz çok değerli oyuncular gördü ve hala büyük oyuncular parlatılarak sunulmaya devam ediliyor. Lebron veya Curry’nin kalitesini tartışmak saçmalıktan öte bir şey de değil. Bizim neslimiz Jordan ve Kobe’yi gördü. Her ikisinin de farklı tarzlarını ve eğrilerini doğrularını senelerce konuştuk durduk. Lakers’ın Spurs karşısında mevcut kadro ama 30 yaşında bir Kobe ile mücadele etmesi halinde bu maç ne olurdu inanın tahmin edemiyorum. Onun bu performanslarını gelecek yıl göremeyeceğimizi bilmek bizi ne kadar da üzüyor…

Kobe karşısında Kawhi’ın (nadiren gördüğümüz bir şey) 3. çeyrekte bazen yetersiz kaldığını, hatta bunu bire-bir bir şey olarak algılayıp saçma şut seçimleri yaptığını gözlemledik. Her ne kadar Kawhi fabrika ayarlarına dönmekte gecikmese de NBA’in kimilerince en iyi savunma oyuncusundan bahsettiğimizi ıskalamamak gereklidir.

Farkın az olmasına aldanmamak gerekir. Spurs defalarca maçı koparacak hale getirmiş ama Lakers bundan bir şekilde kurtulmayı başarmıştır. Fark aslında görünenden daha da büyüktür. Topla buluşmalar, ribaund şansları vb istatistikler her iki maç için de negatif alarm vermiyor ama Mills ve Aldridge için kafamızı kurcalayan şeyler yok değil. Aldridge’in Portland’dan alıştığı şekilde oynamasına bazen izin veriliyor ve bu şekilde istediği yerlerde rahatça (çok sayıda) atış kullanabiliyor (zaten bu özelliklerinden yararlanmayacaksanız niye almak isteyesiniz). Skor gücünü üstlendiği bu rolde de gayet başarılı. Bu şekilde oynamaya alışması da takımın bu rolü ona vermesi de önemlidir. Takımın gitgide daha da önemli bir hücum silahı haline geliyor öte yandan takımın pek çok farklı hücum alternatifini denemek yerine onun izolasyon oyunlarına bel bağlamaya başladığını her gün biraz daha fazla görmek r. Mills için ise durum daha farklı; bir maç oldukça yüksek yüzdeyle atış yaparken gördüğümüz oyuncunun üstüste atışlar kaçırdığı dönemleri özellikle Lakers maçında deneyimledik. Manu’nun yokluğunu takım biraz da burada hissetmektedir. Üst seviye maçlarda bulduğunuz fırsatı sayıya çevirmelisiniz aksi halde takip eden takım olursunuz ve atamadığınız her boş dış atış karşısında yüksek şut isabetli takımlar sizi cezalandırırlar (bkz GSW). Dış atış mevzu SAS için önemini korumaktadır ve hala bir ritim bulmuş değildir.

İki (kazanılması gereken) maç da sürprize yer vermeden geçildi. Sağlıklı kalmak önşartıyla bundan sonraki maçlarda skorun biraz daha oyunculara dağıtılmasına çalışılmalıdır. Anderson’un süre alması önemliyse de artık bir üst seviyeye çıkmak önem taşımaktadır ve bu da Anderson’un her iki maçta da zaman zaman gösterdiği “sertliktir”. Anderson top sürebilmesi ve boyu ile çok önemli bir silah ve şu an tam randımanla kullanılmıyor. Anderson Lakers maçında kısa bir süre gösterebildiği agresifliği maç boyunca sürdürebilmesi halinde çok farklı bir hüviyete bürünecek. Dış atış isabeti ve Anderson konularında olabilecek ilerleme Spurs için büyük artılar demektir. Simmons’ın savunması (zaman zaman parçalansa da) son derece olumlu ve Manu’nun yokluğunda ondan gelecek savunma katkısına takım muhtaç. Kanımca her şeye rağmen takımın en kolay halledilebilir noktaları yine de West’in ve Aldridge’in hücum akışkanlığının sağlanması olacak. Kolay sayı bulma konusundaki en pratik çözüm şu an onlar. Yapısal olanlar ise Anderson, Mills ve Simmons’ın hücum vizyonlarından geçmekte.

Fikstür müsait. Heat gibi bazı zor maçlar olacaksa da uzun erimli bakıyoruz. Hala yeterince zaman var.

İyi seyirler.

Utku KÖKER

NBA Gunlukleri
Genel Yazı Hesabı at NBA Günlükleri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir