NBA Günlükleri

Spurs’ün Zor Zamanları

(Resim:USA TODAY)

 

GSW maçı geride kaldı ve bu maçtan sonra alınan galibiyet kimilerine göre “ilaç” gibi geldi (!). Bu iki maçın peşinden gelen Cleveland maçında bu yüzden çok arkadaşımız bir Spurs mağlubiyetini aklına getirmeyip takımın yeniden yükselişe geçtiğini düşünmek istiyordu. Hiç de beklendiği gibi olmadı. Olmamasını bir kenara bırakalım belki 40 farkla yenilmedi takım ama bu kötü bir mağlubiyetti.

GSW maçı çok değişik bir maçtı ve doğru yapılmamış onca şey varken spesifik bir şeye (sadece top kayıpları gibi) maçın tüm ihalesini bırakmak çok inandırıcı olmayacaktır. Cleveland maçı öncesi aklımızda olan soru “takımın düşündüğümüz gibi bir düşüşte olup olmadığı” idi. Takımın Duncan’sız halde saha içi organizasyonunda bir sıkıntı olduğunu gözlemliyorduk. Teknik yönü tamamen bir kenara bıraksak dahi Duncan’ın sahadaki birleştirici bütünleştiriciliğinden eksik kalmanın sıkıntısını takımın “bu kadar fazla” hissediyor olmasıysa oldukça üzücü. Duncan’ın teknik olarak şu ya da bu katkı yapıyor olması Spurs için bu sene çok da fazla bir şey demek değil ama varlığının kıymetini sanırım hepimiz bu üst üste gelen büyük maçlarda bir kez daha anladık. Oyuncular peşpeşe gelen saçmalıkların ardından kendilerine kaşlarını çatacak bir Duncan’ı arayacak deseler sanırım ben de 4 5 maç öncesine kadar çok ciddiye almazdım. Hatırlar mısınız insanlar Duncan’ın katkı vermemesi yüzünden ilk 5 oynamamasını filan konuşmaya başlamıştı GSW maçına kadar? İşler demek ki sadece tabela üzerinden mantık yürütmek değil..

Cleveland maçını oldukça önemsiyordum çünkü takımın GSW maçından sonraki zor bir sınavıydı ve takımın GSW tokadından istifade edip etmediğini görebilecektik. Maç Cleveland için de önemliydi. Hoca değişikliğinin ardından takımda gerçekten nelerin fark ettiğini gözlemlememiz mümkün olacaktı. Maç başladıktan sonra Cleveland’ın ve Spurs’ün basketlerini izledik. İlk iki çeyrek bittiğinde geride yine kapatılması güç bir fark vardı ve bu Cleveland lehineydi. Üst üste maçlar kazanmanın morali mi dersiniz yoksa hoca değişikliği (!) yaradı mı dersiniz bilemiyorum ama Cleveland, Blatt döneminden daha agresif olarak Irving ve Lebronu kullanıyor. Lebron’un kafasına göre biriyle çalıştığı aşikardır ve yeni hocası da Lebronun isteklerini kırabilecek gibi görünmüyor şimdiden. Dolayısıyla Cavs 5 on 5 yazısında da ifade ettiğim gibi Irving ve Lebron’un birlikte kafalarına göre ligin sonuna dek gideceklerini düşünüyorum. Şu anki takımın iştahlılığı ve agresifliği ne kadar pozitifse Spurs’de gördüğümüz ölü toprağı da o kadar hayret vericidir. San Antonio’nun galibiyet serisindeki en hoşuma giden özellik, rakip ne kadar iyi oynarsa oynasın farkı açıp bir türlü kaçamazdı. Spurs kötü de oynuyor gözükse rakibin sayılarına yanıt verir ve rakibin 10-0 lık seriler yapmasına müsaade etmezdi. Maç oldukça uzundur ve onların küçük serilerine siz de seriyle yanıt verirsiniz. Hangi rakip olursa olsun iyi oynadığı dönemde farkı açıp gidemezse bu bir yılgınlık yaratır ve Spurs iyi oynamaya başladığında da 20 30 civarı farklarla maçları bitirir. Bu klişe GSW maçına kadar iyi kötü bu şekilde gitti (New York maçı dışında). Ama GSW maçından beri işler şu şekilde gelişiyor; öncelikle rakip saldırganca Spurs üzerine geliyor basketler buluyor, Spurs şutlarıyla ya çember dövüyor ya saçma sapan (o da olmazsa akıl almayacak şanssızlıklarla) toplar kaptırıyor, ardından rakipler inanılmaz şekilde boş dönmemek üzere 5-6 hücum serisi boyunca sayı buluyor ve bu sırada Spurs farkın açılmasını izliyor. Bir yerde Spurs iyi oynarmış gibi yapmaya başlıyor birkaç basket buluyor ama bunu devam ettiremiyor ve rakibin agresifliğine dehşet verici şekilde boyun eğip bir başkaldırıda bulunmadan maçın kalanını geçiriyor. İşte sahada Duncan’ın olmaması rakibe karşı takımı ateşleyecek olan adamınızın olmaması demek ve takım kimliksiz bir oyun sergiliyor böylelikle. İki çeyrek bittiğinde Cleveland asistlerde 17-11 önde ve bunun tam tersi olması gerekiyordu. Zira yardımlaşmada üstün başarı gösteren takımın normal şartlarda San Antonio olması gerekiyor. İki takımın mücadelesinde dikkati çeken şeylerden biri de ribaundlardır. San Antonio ribaund almakta zorluk yaşamakta, bu sır değil ama bunun son iki maçtaki hali ciddi görünmekte. Cleveland karşısından ribaund zaafı, gerek Love’ın etkinliği gerekse önlenemeyen atışlarda yenen takip sayılarıyla kendini alabildiğine göstermiştir. Rakip potada eğer rakibin sizin potanızda estirdiği terörü estiremiyorsanız zaten oyunun bir tarafını oynayamıyorsunuz demektir ve Splitter ile Duncanın yokluğu en çok burada kendini hissettirmektedir. Bu ribaund acısını Spurs’e tattıran sadece Cavs olmadı. Takım sonraki Orlando maçında da bundan nasibini fazlasıyla aldı. Cavs hem kendi potasında daha fazla ribaund çekmiştir hem de hücum ribaundlarında (Spurs hücum ribaundlarına göre) daha fazla etkinlik sağlamıştır. Orlando maçında ise rakibe verilen 31 hücum ribaundu şansını nasıl açıklamalı?

Savunmanız ribaund almak üzere kuruluyorsa, yüksek posta top indirilmesini tuzaklıyorsanız ve bu tuzaklamanıza rağmen ribaundlarda bu durumdaysanız o halde bir şeyleri değiştirmek gerekiyor kesinlikle… Daha büyük tehlikeyse oyun temposundadır. Takımınız 450 topla buluşma-350 pas istatistikleriyle oynuyorsa ve Cavs + Orlando maçlarına bakınca bu rakamların 50şer düştüğünü görüyorsanız ilk önce salt kağıt üstünde bunun kötü göründüğünü düşünürsünüz. Maçı izlediğinizde ise bunun kendini, ekstra pasın bulunmakta çok zorluk çekilmesi ve bir türlü rahat boş adam bulunamayan setler olarak gösterdiğini görürsünüz. Bu iki maçı da izleyin ve rahat kazanılan maçlardaki adam ve top dolaştırma ile kıyaslayın. Net ifade ederek söylüyorum takımın son iki maçtaki statikliği sizi ürkütecektir. Bu takımı üste çıkartan şey bol adam + top rotasyonu ile benchidir. Bunlarda bir şeyler aksarsa son iki maçtaki grafik ortaya çıkar. Büyük takımlara kaybeder, küçük takımlar karşısında da bazı çeyrekleri kaybeder yine de maçları alırsınız (!).

Bitirmeden kısaca Orlando maçından da bahsedelim.

Maça fişek gibi başlayan Spurs ilk çeyreği domine eden taraftı. Aldridge’in performansı hayranlık uyandırmıştır. İkinci ve üçüncü çeyrekleri Orlando’nun iyi geçirdiğini hatta öne bile geçtiğini gördük ama Mills ve Aldridge ile Spurs bir şekilde bu maçı döndürmeyi başarmıştır. Peki Spurs bu maçı karakteristiğini sergileyerek, çok dipler tepeler yapmadan stabil bir oyunla, çok farklı hücum setleri sergileyerek, sayı istatistiklerini olabildiğince çok adama dağıtarak mı yaptı?

Bunların cevaplarını maçı izlediğinizde canınızı sıkacak şekilde alacaksınız… Takım bu maçı almak istemiş ve almıştır ama alması gerektiği gibi değil…

Takımlar düşüş ve çıkış döngüleri yaşarlar. Takım bir çıkış trendi tutturmuştu ama Duncan’ın yokluğuyla birlikte bir düşüş yaşadığını görüyoruz. Pop hiçbir zaman takımın yükselişini playofftan çok önce gerçekleşecek şekilde ayarlamaz bunu biliyoruz. Takımın tepe noktasına doğru ciddi yükselişe geçmesini playofftan bir ay önce bekleyeceğiz. Buradan sonra ne olurun yanıtı fikstüre çok bağlı olmakla beraber rakipler karşısında kaybedilen çeyrekler göreceğimizi söylemek kahinlik değil. Kaybedilen çeyreklerin sayısı takım formunun zirvesine doğru azalacak ama bu aralar çok can sıkacak kadar çeyreğin kaybedileceğini düşünüyorum. Maçların kazanılmasına çok engel olmamakla birlikte..

Anderson ve Simmons’ın takıma montesi gerçekleşmektedir. Bunu bu zor dönemin karı olarak düşünüyorum. Anderson’un özellikle agresif şekilde oynaması da sağlanabilirse takımın basketbolunun nasıl değiştiğine herkes şaşıracak.

Takım normal bir seyir izlemektedir. Kaygıya çok mahal yok. Toparlanma kendiliğinden gelecektir. Bu takımın kimyasının oturması biraz da böyle olacak.

İyi seyirler.

Utku KÖKER

 

NBA Gunlukleri
Genel Yazı Hesabı at NBA Günlükleri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir