NBA Günlükleri

Stephen Curry, Dirk Nowitzki, Perde Denklemleri ve NBA’in Şut Devrimi

NBA’in evrilen hücumlarının ve şut tehdidinin hücumların akışkanlığını arttırdığı dönemin sembol takımı Golden State Warriors, poster çocuğu da Stephen Curry.

Stephen Curry’nin bu sezon yakaladığı 29.8 sayı 5.3 ribaund 6.58 maç başı ortalamaları sadece LeBron James, Michael Jordan ve Oscar Robertson tarafından yakalanmış. Bu grupta da şut yüzdesinde Jordan’ın arkasında ikinci, Effective Field Goal yüzdesinde dönem faktörüyle de açık ara birinci geliyor.

İşe 2.1 top çalma da eklendiği zaman LeBron James ve zamanında top çalmalar sayılmadığından Oscar Robertson da eleniyor:

Curry bir çok efsanenin, Hall of Fame kariyerli oyuncunun çıkamadığı bir noktada duruyor. LeBron’un da bir yarım adım geriye atmasıyla artık NBA’in en iyi oyuncusu. Bu sezonu bireysel olarak tarihte bir oyuncunun geçirdiği en etkileyici sezonlardan biri.

Curry, takımın koçu hala Mark Jackson’ken, Warriors da NBA’de modern hücumların dengesini tamamen değiştirmemişken Russell Westbrook ve Chris Paul ile birlikte en elit üç point guard olarak duruyordu, ancak üçlüden yaşça büyük olanının hala gençlere göre bir adım önde olduğu algısı vardı.

Stephen Curry, Chris Paul ve Russell Westbrook üzerinden üç farklı tip oyun kurucudan ve savunmaların onlar odaklı perdelere verdiği reaksiyonlara göre NBA hücumlarının geldiği noktayı inceleyelim:

Chris Paul

Chris Paul ne Westbrook gibi inanılmaz patlayıcı bir atlet olup kimsenin önünde duramadığı bir deliciydi, ne de Curry gibi saliseler içinde dribblingi kesip üçlüğü potaya gönderebilen doğal bir şutör. Fakat, Chris Paul dar alanlarda en doğru kararları veren, pas isabeti olağan üstü olan ve kusursuza yakın bir orta mesafe oyunu olan bir oyuncuydu. Aşağıda Chris Paul’un son üç yıldaki şut haritası yer alıyor :

Screen Shot 2016-02-16 at 18.09.57

Screen Shot 2016-02-16 at 18.10.11

Screen Shot 2016-02-16 at 18.10.51

2012-13 ve 2014-15 sezonlarına baktığımızda, Chris Paul orta mesafede lig ortalamasının 10 puan, 2013-14 sezonunda ise görece bir kuraklık yaşasa da 6 puan yukarısında.

Günümüz savunmaları oyunculara üçlük ve boyalı bölge sayılarını vermekten kaçınsa ve orta mesafe şutlarını kullanmak konusunda heveslendirse de bu yüzdelerle attığınız zaman o şut zaten verimli bir silah oluyor.

Grafiklere dikkat ederseniz genelde faul çizgisinin sağına gitmeyi seviyor ve bu bölgede NBA’in en iyisi. Onun bu orta mesafedeki ustalığı, savunmaların ona bu şutu vermemek için perdeden sonra Paul’a ikili sıkıştırma getirmelerine, bu da diğer oyuncuların boş kalmasına neden oluyor:

Bu da 2014-15 sezonu boyunca Chris Paul paslarıyla üretilmiş basketler grafiği:

Screen Shot 2016-02-16 at 19.42.27

Chris Paul’un yere yakın, ağır çekim oyunundan; pozisyonunda görülmemiş bir atletizim/çabukluk/patlayıclık kombinasyonuna sahip, havalarda gezen ve motoru hiç durmayan bir canavara geçiyoruz:

Russell Westbrook

(Bu arada Ryan Anderson da Westbrook pick n roll’u nasıl savunulmaması gerektiğini göstermiş.)

Onun bu inanılmaz fiziksel özelliklerinin üzerine böyle bir basketbol oyuncusu inşa etmesindeki en önemli özelliği karakteri denebilir. Russell Westbrook herhangi bir durum ya da oyuncudan çekinmeyen; kafayı gömüp dikine giden bir oyuncu. Zaman zaman bu korkusuzluğu yüzünden kötü tercihler yapsa da takımlar onun patlayıcılığından çekindikleri için şöyle görüntüler oluşabiliyor:

Burada Ibaka başta kolay orta mesafeyi atmayarak hücumu baya zorlaştırsa da bitiriyor. Dikkatinizi başka bir yere çekmek istiyorum: Alonzo Gee ve Anthony Davis.

Ibaka kadar keskin bir şutöre rağmen, Westbrook’a penetre imkanı vermemek adına Anthony Davis top Westbrook’un elinden çıkana kadar Ibaka’ya gitmiyor. Bu aslında bir hata ve Ibaka’nın o şutu atması gerekir fakat Westbrook’un pota etrafında oluşturduğu tehdit yüzünden Ibaka gibi bir şutör bile boş bırakılabiliyor.

Aslında bir çok takım pick n roll’ları değişerek savunmayı seçiyor ve Anthony Davis gibi her oyuncunun karşısında kalabilecek bir savunmacıyla bu daha da mümkün. Fakat, bu durumda Alonzo Gee’nin Ibaka’yla kalıp onun şutunu engelleyip, sırtı dönük birebirden sayı üretmeye zorlaması gerekir. İşin ilginç tarafı da bu: Alonzo Gee de Russell Westbrook’da kalıyor.

İlk bakışta zor bir sayı olarak görülse ve zaten Westbrook-Ibaka ikilisinin oynayacağı pick n roll’ların; Westbrook’un inanılmaz deliciliği, Ibaka’nın hem iyi devrilici olması hem de orta mesafe ve dış şut tehdidinden dolayı savunulması çok zor olsa da burada büyük bir savunma yanlışı yapılıyor.

Pozisyon başına yenen sayı istatistiğinde 26. sırada olan Pelicans iyi bir referans noktası olmayabilir, ancak  aynı istatistikte 5. sırada olan Golden State Warriors’la Oklahoma City’nin 6 Şubat’ta oynadığı maçta yine aynı ikilinin oynadığı pick n roll’a bakalım:

Westbrook baya dar alan olsa da inanılmaz çabukluğuyla potaya kadar gidebiliyor fakat pozisyonu bitiremiyor. Potaya tamamen yönelmek yerine ikinci adımdan sonra topu geriye Ibaka’ya çıkarsa çok rahat bir şut imkanı oluşturabileceğini görüyoruz. Burada yine Klay Thompson, Alonzo Gee gibi Ibaka’nın adamı olan Draymond Green’le değişerek savunuyor ancak o da Ibaka’da kalmayarak aynı hatayı yapıyor.

Tabi ilk poziyona göre Klay Thompson, Westbrook’un potaya gitme sürecinde Ibaka’ya atacağı bir pas üzerine daha çabuk yetişebilecek bir mesafede ancak o da zaten çok üst düzey bir dış savunmacı olan Klay Thompson’un oyuncu DNA’sından kaynaklanıyor.

Bir tek şöyle bir durumun geçerliliğinden bahsedebiliriz: Westbrook’un Chris Paul, Jason Kidd seviyesinde bir pasör olmaması ya da en azından onlar kadar pas vermeye hevesli olmaması; böyle bir stratejinin geliştirilmesine sebep olmuş olabilir. (Şimdiki Pelicans koçu olan Alvin Gentr’nin geçen sene Warriors’da baş asistan koç olduğunu da hatırlayalım) Playoff zamanı, OKC koç kadrosu takımların bu stratejisinin üzerine gidip Westrbrook’u Ibaka’yı daha çok bulması için yönlendirebilirler.

İki çok farklı oyun kurucu tipinden sonra, Stephen Curry’e geçerken NBA tarihindeki şutör konseptinden bahsetmek istiyorum.

Ray Allen, Reggie Miller, Larry Bird gibi NBA tarihinin en önemli şutörlerine baktığımız zaman, bu oyuncuların genelde şutlarını atmak için perdelerden çıkmaya ve kendilerine pozisyon hazırlanmasına ihtiyaç duyduğunu görüyoruz:

Warriors’un eski koçu Mark Jackson da Curry ile Jarrett Jack’i sahada aynı anda kullandığı zaman Curry’i yukarıdaki Ray Allen örneğindeki gibi perdelerden çıkarıp kullanıyordu:

Burada da bir yanlış yok, Curry zaten NBA tarihinin en özel şutörü ve bunları zaten rahatça sokabiliyor. Fakat o bu şekilde daha alışılagelmiş şeyleri çok verimli yaparken, sınırsız menzili ve tarihte görülmemiş dribbling üzerinden şut atma becerisi kullanılmamış oluyor:

Curry’le tarihteki bir oyuncuyu kıyaslamak da çok zor. Onu top hakimiyeti ve dribbling üzerinden uzun menzilli şut atmanın öncüsü olan Pete Maravich’e benzetseler de kendisi NBA’in ilkel dönemlerinde oynamış ve Curry’nin oyununu üzerine kurduğu becerilerin izlerini taşısa da bu derece keskin olmadığını göz önünde bulundurmak lazım:

Son 1 yılda Curry ve Golden State’i durdurmak üzerine çok fazla tartışma yaşandı ve bu işe yıllarını vermiş insanların bile çok net bir fikri yok. En azından kanıtlanmış bir metodun yoksunluğundan söz edebiliriz. NBA’de Modern Savunma şemalarını oluşturmuş dolayısıyla hücumları da tamamen değiştirmiş; uzun yıllar Boston Celtics yardımcı antrönörlüğü yapıp Chicago Bulls’ta da baş antrenörlük yapan Tom Thibodeau bile bu konuda çok net bir fikre sahip değil:

(11:00’dan itibaren yaklaşık 10 dk bu konuşuluyor)

Golden State hücumunun güç aldığı en temel bileşenler olarak şunları söyleyebiliriz:

  1. Stephen Curry ve Klay Thompson gibi tarihin gördüğü en büyük 5 şutörden ikisinin kendi yarattıkları tehditler
  2. Stephen Curry ve Klay Thompson ikilisinin çok yakın savunulmasından dolayı sahanın diğer oyuncular için açılması
  3. Bu ikilinin ve takımın birincil oyun kurucusu Draymond Green’in dışında Andre Igoudala, Shaun Livingston, Harrison Barnes, Leandro Barbosa gibi diğer dış oyuncuların farklı düzeylerde oyun kurabilmeleri

Buradaki üç maddenin birbiriyle büyük oranda bağlantılı olduğunu, birinci maddenin ikinciyi, ikinci maddenin de üçüncüyü doğurduğunu ve elde edilen başarıda yakın ağırlıklarının olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu yazının konsepti içinde ikinci maddeyi Stephen Curry üzerinden inceleyeceğiz:

Stephen Curry

Bunu anlayabilmek için yazının daha önceki bölümünde anlatılan perde dinamiğinde savunmaların Curry’nin pick n roll’larına nasıl tepki verdiğine bakalım:

Iman Shumpert ve Mozgov ona şutu attırmamak için o kadar agresif yukarıya çıkıyorlar ki Curry alternatif aramaya zorlanıyor. Ancak bu ikilinin o kadar yukarı çıkması geride şöyle bir alan kalmasına sebep oluyor:

Curry-Lee

David Lee de bu alanı çok güzel değerlendiriyor. Pota dibinde bitirebileceği gibi köşede boş bekleyen Igoudala’ya assist yapıyor ve Golden State rahat bir üçlük buluyor.

Curry’nin dribbling üzerinden çok kısa sürede ve çok dar alandan atabildiği şutlara izin vermemek adına ona verilen bu alanlar diğer 4 Golden State oyuncsunun 3 savunmacıya karşı hücum etmesine izin veriyor:

Burada pick n roll oynandıktan sonra Bogut’un perdesiyle Klay Thompson üçlüğe doğru çıkarak kendi adamını peşinden sürüklüyor, öbür köşede bekleyen Harrison Barnes Robert Covington’u kendine çekmiş durumda bu da Draymond Green’e çok geniş bir alan sağlıyor:

Curry Draymond 2

Bunlar direkt Curry’nin başrolde olmadığı hücumlar gibi gözüküyor ve yukarıdaki örneklerle pek örtüşmüyor. Gösterdiğim iki görüntüde de Stephen Curry pick n roll’u ne şut ne de assistle sonuçlanıyor. Tam tersine, Warriors Stephen Curry’nin pick n roll’larını aslında hücumu başlatan bir yardımcı oyun gibi kullanıyor. Esas oyun ilk pozisyonda David Lee’den, ikinci pozisyonda Draymond Green’den başlıyor. Stephen Curry de elbette ki pick n roll’dan sayı/şut/assist çıkarabilecek kadar oyun kurucu becerilerine sahip ancak işte onun bu hayalet tehdidi yani savunmanın iki oyuncusunu üzerinde bırakabilen gölgesi Warriors’un hücumunun bu şekilde çalışmasına izin veren temel yapı taşı.

Yukarıda Warriors hücumunun temel bileşenlerini sayarken Curry dışındaki dış oyuncularının hepsinin de topu yere vurup ikincil oyunlar yaratabildiğinden bahsetmiştim. Bu gruptan Draymond Green’e ayrı bir parantez açmak lazım. O sadece ikincil oyunlarda topa hafif yön verebilen bir oyuncu değil, NBA’deki en özel oyun kurucu olabilir. Yukarıda geniş alanda savunmayı delip geçtiğini gördük. Bir de dar alanda bakalım:

1’den 5’e her pozisyonu savunabilen, fizik olarak küçük kalsa da gerçek pozisyonu 4 numara olan bir oyuncunun bu kadar doğal bir şekilde dribbling üzerinden oyun kurması pek alışılagelmiş bir şey değil.

Yalnız yukarıdaki oyundan bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum: Golden State bir sürü perde yapıp topu çok fazla dolaştırmasına ve oyunculardaki sürekli hareketliliğe rağmen bir türlü yeterli alanı açamıyor. Bunun sebebi de sahada olmayan bir oyuncuyla açıklanabilir: Stephen Curry.

(Steph Curry’li Golden State hücumu ile Steph Curry’siz Golden State hücumunun farkından bahsettiğim o “hayalet tehdit” kavramını daha iyi anlaşılabilir.)

Stephen Curry’nin NBA’in şut ve spacing devriminde payı tartışılmaz. Ancak onun verimliliğinde de Draymond Green’in oyun zekasının ve rollerdeki esnekliğinin büyük payı olduğunu söylemek lazım. Bu yazı, oyun kurucular ve onların perdeye göre davranışları temeline otumuş olsa da perdeleyici oyuncunun da yine şut tehtidiyle işi nasıl değiştirebileceğine de bakacağız. Bunun için de tarihin gördüğü en iyi şutör uzun Dirk Nowitzki’yi seçtim.

Herkesin bildiği hikayeyi tekrar anlatmaya gerek yok. Dallas Mavericks, her yaz o dönemin en önemli serbest oyuncusunu hedefleyip, söz konusu oyuncu tarafından reddedilip önemli rol oyuncularıyla takımı kısa kontratlarla dolduruyor ve Rick Carlisle-Dirk Nowitzki ikilisinin becerileriyle herkesin beklentisini aşıyorlar.

Rick Carlisle en beklenmedik oyunculardan istikrarlı katkı almada NBA tarihinde çok özel bir yerde duruyor olabilir ancak Dirk Nowitzki’nin aynı Curry’de olduğu gibi denklem bozma etkisi olmasa bunu ne kadar yapabileceğini bilmiyorum.

Nowitzki’nin denklem bozuşunu inceleyelim:

Nowitzki’nin boyunun çok uzun olması ve şutu çok yukardan çıkarması, pick n roll’u savunan oyuncuların eşleşmeyi değişebilmesini engelliyor. Nowitzki, Barea’nın adamı olan 1.93’lük Erick Green’le olası eşleşmelerinde, Green’in üzerinden o şutu rahatlıkla atabilir. Switch yapılamadığından Eric Green ve Trevor Booker’ın ikisi birden Nowitzki’de kalıyor ve en sevdiği bölgeden üçlüğü Nowitzki’ye vermiyorlar:

Dirk Heatmap

Böyle olduğu için de J.J. Barea çok rahat potaya yönelip o pası verebiliyor. Eğer Lyles, Barea’yı karşılamak yerine Dwight Powell’da kalmayı tercih etseydi, bu sefer de Barea rahat turnikeyi bitirirdi.

Utah pozisyon başı yenen sayıda şu an 14. sırada olsa da bu Rudy Gobert-Derrick Favors ikilisinin toplam 37 maç kaçırmasına bağlanabilir ve aslında çok iyi bir savunma takımı. Houston gibi savunmada daha savruk takımlar zaman zaman Nowitzki’nin şutunu riske edebilir, o zaman da Nowitzki yıllardır yaptığı gibi cezayı kesecektir:

Tepe pick n roll’larında tepeden şutu vermek de Nowitzki’nin üzerinde iki kişi kalmak da kötü birer fikir. Ya da hiçbiri değil. Açıkçası çok bir şansınız yok.

Dirk artık 37 yaşında, Haziran’da 38 olacak ve eskisi gibi elbowlardan tek ayak üzerinde maç taşıyamayabilir ancak sahada bulunuşu ve perdelemeriyle hala çok maç alıyor.

dirk 3

Aynı Stephen Curry örneğindeki gibi, nasıl Curry’nin katkısı attığı 30 sayı ve yaptığı 6 assistin çok önünde bambaşkaysa, Nowitzki’ninki de attığı 17 sayının çok ötesinde. Rick Carlisle’ın Reymond Felton’u, Deron Williams’ı hayata döndürmesi konuşulurken bunun da akıllarda bulundurulması gerekiyor. Acaba Carlisle, Nowitzki yerine başka bir efsane Kobe Bryant ile çalışsasydı benzer oyunculardan benzer katkılar alabilir miydi?

NBA hücumlarının buraya gelmesinde köşe üçlüğü ve boyalı bölgeyi savunup geri kalan bölgeleri riske ederek savunma trendini başlatan Tom Thibodeau’dur. Stephen Curry perdeyi alan, Nowitzki ise perdeyi koyan olarak bu savunmalara karşı hücum etmeyi tamamen değiştiren oyuncular.

Bu derece şut tehditleri olan oyuncular, perdeci veya toplu oyuncu rolünde olsalar da rakip savunmanın bütün dengesini bozup onlara ölümlerlerden ölüm beğendiren aynı zamanda takım arkadaşları için oyunu çok kolaylaştıran oyuncular.

Stephen Curry’nin tarihte görülmemiş dribbling üzerinden şut atma özelliği Chris Paul’u veya Russell Westbrook’u değersiz kılmaz, onlar da başka işlerle oyunu -bu seviyede olmasa da- değiştiriyorlar.

Nowitzki tarihin gördüğü en iyi şutör uzun, ve onun efsane olması Blake Griffin gibileri asla değersiz kılmaz. Blake Griffin gibiler istatistik kağıdından büyük oranda katkıları ölçülebilse de takım olgusunu bu şekilde yukarı çıkarabilen oyuncular değil.

 

 

 

 

 

 

NBA Gunlukleri
Genel Yazı Hesabı at NBA Günlükleri

2 Comments

  1. Omer

    21 Şubat 2016 at 20:57

    Curry i tarihten kıyaslayacak biri yok demisisiniz ama bi Abdullah Rauf vardı hızlı Nba tarihinin en iyi sutorlerinxen sayılan hatta Turkiye de canlı izlexgimiz… Sasırdım gercekten bilmemenize. .bi youtube aramadı yapında hızlı ve isabetli orta mesafe ve 3 luk atan en iyi kim görürsünüz…

  2. Omer

    21 Şubat 2016 at 21:00

    Prdn yanlıs yszdım Mahmoud Abdul Rauf eski adıyla Chris Jackson

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir