NBA Günlükleri

90’ların Son Demleri: 3- The Truth, Cesur Yürek Paul Pierce!

Yazı dizimizin bugünkü konuğu Boston Celtics’in ciddi manada “Boston Celtics” olduğu döneminin başrol oyuncularından: Paul Pierce, başka bir deyişle “The Truth”.
Fanatik bir Lakers taraftarı olan ve Lakers’da oynamanın hayallerini kuran küçük bir çocuğun seneler sonra Lakers’ın ezeli rakibinin efsane oyuncularından biri olacağı hikayemize başlamış bulunmaktayız.
Dile kolay tam 15 yıllık, başarılarla dolu bir Boston Celtics kariyeri. Belki de “basketbol aşkıyla yanıp tutuşan” tabirini kullanabileceğimiz en uygun oyuncu. Bir bar çıkışı 26 farklı yerinden bıçaklandıktan sonra ilk sözü yakın arkadaşlarına: “ Kolum nasıl? İyi mi? Koluma bir şey olmasın ona ihtiyacım var.” olan bir cesuryürek. Bununla da kalmayıp doktorun katiyen bir süre basketbol topuna dahi değmemeli demesine rağmen ertesi gün antrenmanlara katılmaya başlayan ve 3 hafta sonra takımıyla ilk 5’te sahaya çıkan oyuncu. Üstelik 3 hafta sonra takıma katılmasının ardından 82 maç üst üste ilk 5’te maça çıkıyor Paul Pierce bu yaralanmanın ardından. 2000/2001 sezonu.
Aynı sezon onu yeni bir isimle tanıyacağımız “The Truth” lakabını da sırtına geçirdi. Lakers’ın Boston’ı 112-103 yendiği maçta 19’da 13 şut isabetiyle 42 sayı atan Paul Pierce hakkında maç sonu mikrofonlar Shaq’a çeviriliyor. Bu performans karşısında şoke olmuş olan Shaq: “Pierce’ın iyi oynadığını biliyordum, ama bu denli müthiş bir performans sergileyebileceğini bilmiyordum. O lanet olası bir “The Truth”.” Sözlerinin ardından bu lakap Amerika’da herkesin diline pelesenk olmuştu ve Pierce NBA’deki üçüncü yılında artık yeni bir adla çağırılmaya başlanmıştı.

Her geçen günün ardından basketbola olan büyük aşkının vermiş olduğu bitmek bilmeyen hırsı ve çalışma azmi Pierce’ı büyük bir oyuncu olma yolunda hızla ilerletiyordu. Pierce takımıyla -her ne kadar deliler gibi çabalasa da- 2008’e kadar “tam 10 sene boyunca” konferans finalinin ötesinde bir başarı elde edemeyecekti . O 10 senenin içine sığdırdığı bireysel başarıları kendi hanesine birer artı olarak geçmiş olsa da onun tek hayali her basketbolcunun hayali olduğu gibi bir “yüzük” kazanmaktı. İşte bu yüzük onun dizinden de değerliydi. Dedim ya, Paul Pierce tam bir basketbol delisiydi.
2008 yılında kariyerinin zirvesini yaşadığı NBA Finalleri’nde çocukluğunda fanatik taraftarı olduğu takımının rakibiydi. NBA tarihine geçmiş serilerden biri olan finallerin bir maçında üçüncü periyotta sakatlanarak sahayı terketmek zorunda kalıyor. İş o kadar ciddi ki iki üç arkadaşının yardımıyla anca soyunma odasına gidebilen Pierce, dakikalar sonra koşarak sahaya dönüyor ve maça dahil oluyor. Herkesin sezonu kapattı diyerek ümidi kestiği sıralarda dönerek takımını ateşleyen Pierce sonuna kadar oynadığı maçı da takımına kazandırmayı biliyor. Maç sonrasında ise çektirmesi gereken MR’ı çektirmeyi reddediyor ve maç sonu açıklamasında “Finaller bitene kadar MR çektirmeyeceğim.” ifadelerini kullanıyor. “Biliyorum MR çektirirsem bana engel olacaklar. Bu lanet olası dizin sakatlığı NBA şampiyonu olmamı engelleyemeyecek.” diyor ve dediği gibi de oluyor. Tam 10 senedir hayalini kurduğu yüzüğe çok yaklaşmışken gelen bu ciddi sakatlığı ve belki de kariyerini hiçe sayarak devam eden Paul Pierce hayallerine kavuşuyor ve finaller MVP’si oluyor.

Ne kadar muazzam bir hikaye değil mi? Adamı ne sakatlanması ne bıçaklanması hiçbir şey bu oyundan vazgeçiremiyor. Hani yeni transferler “sözde” derler ya “Kanımın son damlasına kadar oynayacağım, ölene kadar savaşacağım.” diye, işte bu adam tüm bu boş sözleri kendi başına gerçekleştirmiş bir adam. Yine finallerin ardından Pierce’a sorular yöneltiliyor: “Kobe mi en iyi oyuncu yoksa sen mi?” şeklinde. Pierce’ın cevabı ise çok net oluyor : “Bence Kobe en iyi oyuncu falan değil. En iyi oyuncu benim. Burada özgüven  ve kibir arasında ince bir çizgi var, ben bu çizgiyi geçmiyorum. Sadece kendime güveniyorum.” Şeklinde. Tam da The Truth adına yakışacak bir açıklama ama değil mi? Aslına bakacak olursak, yukarıda bahsetmiş olduğum tümbu fedakarlıkları, inancı ve isteğiyle muazzam bir Finaller serisi geçiren Pierce, gerçekten inanılmazdı ve en iyisi olabilirdi. Şuana kadar yazılarımızda hep bir unutulmaz ana yer verdik. Pierce’ı boş geçersek olmaz.

Dilerseniz gelin  Paul Pierce’ın –MVP’nin- 2008 NBA Finalleri’ndeki performansına bir göz atalım ve o günleri yad edelim.

 

https://www.youtube.com/watch?v=JkXnQba6Phg

Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu günler de bitti. Paul Pierce, Garnett ve Jason Terry ile beraber 2013 yılında Brooklyn Nets’e takaslandı. D-Will, Lopez, Garnett ve Pierce her ne kadar kağıt üzerinde muazzam bir dörtlü oluştursa da artık geçmiş olan yaşları dönemin “canavar” Miami’sinin karşısında pek varlık gösteremeyecekti. Daha sonrasında ise tek başına yine ufak bir Washington Wizards kariyeri var. İki takımda da çok iyi anıları elbette yine oldu. Kariyeri boyunca ustası olduğu buzzer beater’lar ile yine birçok maçlar, seriler kazandırdı. “I called game!” dedi, yine kendiyle özdeşleşen bir cümleye imza attı. Ve şu sıralar LA Clippers’da efsane günlerini geçirdiği Boston Celtics’in koçuyla –Doc Rivers- tekrar bir arada. Kariyerinin son zamanlarında eski hocasıyla yeni bir takımda aynı kupayı yine kaldırabilir mi dersiniz? Hepsini göreceğiz. Ama o kupayı alsa da alamasa da adını tarihe altın harflerle yazdırdı bile.

Yazan: Taylan KILIÇ

Taylan Kılıç on FacebookTaylan Kılıç on InstagramTaylan Kılıç on Twitter
Taylan Kılıç
Hayali muhabirlik olan, şimdilerde ise çok sevdiği basketbol adına naçizane yazılar yazan biri.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir