NBA Günlükleri

Dion Waiters’dan kardeşine duygusal veda mektubu

Oklahoma City Thunder’ın başarılı oyuncusu Dion Waiters geçtiğimiz günlerde sokakta vurularak öldürülen kardeşine yazdığı veda mektubu

 

“O olduğunu doğruladılar”

Oklahoma City’deki evimin yalnızca bana ait bölümünde iki yaşındaki oğlumla birlikte yorgunluğumu atıyordum. Kanepeye oturup oynamaya başlamıştık ki telefonum çaldı.

Telefonum her zaman sessizdedir. Ama bir sebepten, aşağıya doğru bakmış ve kankamın benimle Facetime üzerinden konuşmak istediğini görmüş bulundum.

Tek söylediği, “Duydun mu?” oldu.

“Neyi duydum mu?”

“Erkek kardeşinin vurulduğunu, sokak ortasında yerde yattığını söylüyorlar.”

Hemen telefonu kapatıp babamı aradım. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum ve arkadaşımın bana söylediği şeyin aynısını söyledim.

“Duydun mu?”

“Neyi duydum mu?”

“Zique’in vurulduğunu söylediler.”

Babam dumur olmuştu. Çığlık atıyordu. Gerçekten onun mu vurulduğunu öğrenmeye çalışmak adına bir başkasını aramak için telefonu kapattı.

İnanamadım.

Kankamı tekrar aradım ve söylediği şeyi asla unutmayacağım. Asla unutmayacağım.

“O olduğunu doğruladılar”

Oğlum daha evvel beni ağlarken hiç görmemişti. Hala oyuncaklarıyla oynuyordu. Ne olduğunu anlamamıştı.

“Baba, neden ağlıyorsun?” dedi.

Ne olduğunu iki yaşındaki bir çocuğa nasıl açıklayacağım?

Amcasının vefat ettiğini ve onu bir daha göremeyeceğini ona nasıl açıklayacağım?

Ölüm bana oldukça tanıdık. 16 yaşıma gelene kadar, üç kuzenimi ve bir en iyi arkadaşımı, Rhamik’i, kaybetmiştim.

Beni hasta ediyor.

Şimdi erkek kardeşim sokak ortasında cansız yatıyordu ve aynı hisler ve düşünceler hızla geri geldi.

Beynim hızla çalışmaya başladı.

İlk düşüncem, “Kahretsin, bugün sıcak bir gün.” oldu. Philadelphia’da yılın ilk sıcak gününde her zaman problemler olur. Kardeşimin öldüğü gün şehirde altı cinayet vardı. Altı.

O gece telefonumdan başlıkları okuduğumu hatırlıyorum ve her biri aynı şeyi söylüyordu.

DION WAITERS’IN ERKEK KARDEŞİ ÇATIŞMADA ÖLDÜRÜLDÜ

Dion Waiters’ın erkek kardeşi.

Onun adı Demetrius Pickney.

O, sadece benim kardeşim değildi. O, kendi başına bir bireydi. Onun kendine ait bir adı vardı.

Gerçek şu ki, benim adımı bile şu an bilmiyor olmanız gerekirdi.

Sekiz yaşımdayken annemle Güney Philadelphia’da bir parkta yürüyordum, “Dan-dan-dan-dan!” sesini duyduğumda. Bazı çocuklar arasında bir çatışma olmuştu ve oyun sahasında o çatışmanın ortasında kalmıştık. Mermiler kafamın üstünden uçuyordu. Kelimenin tam anlamıyla (kafamın) hemen üstündendi. Saldırgan bize doğru koşuyordu.

Çatışma bitene kadar yere yattık. Eğer birkaç santimetre uzun olsaydım, hayatımı oracıkta kaybedebilirdim. Dion Waiters ismini bilmezdiniz.

Demetrius Pickney ismini ise bilmelisiniz. Onun hayatıyla ilgili hatırlamanızı istediğim şey şu: Ona Zique derdik. Dans etmeyi severdi. Her zaman gülümser ve hayatı en iyi şekilde değerlendirirdi. Zique’in sürekli ağlayan sersemin teki bir çocuk olduğu halinden büyümesini izledim. Mahalledeki en büyük ana kuzusu oydu.

Onu düşündüğümde, yalnızca eğlenmeyi düşünüyorum. Etrafında olması eğlenceli bir kişiydi, ama sevdiği tek bir şey varsa o da kros motosikletleriydi. Bugünkü çocukların olayı bu. Rap müziğin bugünkü hali gibi, özellikle Philly’de. Bu çocuklar motosiklete bayılıyor. Bu, birçok kişinin bilmediği bir kültür.

Yazın Philly’ye geri döndüğümde, her gün kullanırdık. Ona farklı bir yolu göstermeye çalışıyordum. Ona, “Motordan uzak dur. Kullanmaman gerektiğini bildiğin yerlerde kullanma.” diyordum.

Böyle bir ifade kullanıyorduk.

Yoldan uzak dur.

Bu şu anlama geliyordu: sakin ol. Kendini kötü bir duruma sokma. Yoldan uzak dur.

Kafamın içinde tekrar tekrar oynattığım bir şey bu. Eğer evde olsaydım, bunun asla olmayacağını biliyorum. O blokta o motosikletin üzerinde olmazdı. Benimle olurdu. Beraber takılıp, biraz yemek yer, karyolada televizyon izlerdik. Yoldan uzak dururdu.

Bu, zihnimde her gün dönüyor.
Eğer. Eğer. Eğer.

Eğer evde olsaydım Zique benimle olurdu.

Eğer benimle olsaydı şimdi hala burada olurdu.

Onunla en son All-Star zamanı beraberdim. Philly’ye eve gelmiştim ve bütün oğullarım benimleydi. Şehir merkezindeki evimde takılıyorduk. Karyolaya bir aşçı getirttik. Somon balığımız ve pilavımız vardı. Keza makarna ve yeşillikler da mevcuttu. Tabaklarımız sıra sıra dizilmişti. Birlikte smaç yarışmasını izledik. Biraz Madden oynadık. Rüya gibiydi, adamım.

Ayrılmadan evvel, ona –özellikle ona- “Seni seviyorum. Hepinizi seviyorum. Yoldan uzak dur. Motordan uzak dur.” dedim. Bunlar, ona son sözlerim oldu.

Ona ulaşmaya şu kadar uzaklıktaymışım gibi hissediyordum.

Kardeşimin gerçekten vefat ettiğini henüz idrak edebilmiş değilim. Her gün, ona mesaj atmak için telefonumu elime alıyorum… Ve işte o zaman dank ediyor.

Zique’in ölümünden on gün sonra, takımımla Philly’ye geri döndüm. Sixers ile oynuyorduk. Maçın sonunda tünelden (dışarı) çıktım, her zaman yaptığım gibi. Tribünlerde ailem beni bekliyordu, her zaman yaptıkları gibi ancak erkek kardeşim eksikti. Gerçekmiş gibi hissettirmedi.

Neden diye sormuyorum. Sadece Zique’in gerçekten kim olduğunu hatırlamaya ve onu canlı tutmaya çalışıyorum. Onu en iyi şekilde onurlandırabilmenin yolu; en iyi baba, en iyi arkadaş ve olabileceğim en iyi insan olmaktan geçiyor.

Her maçımdan önce bana hep aynı mesajı atardı. “Yardır”

Yapacağımı biliyorsun, kardeşim.

Seni özleyeceğim. Huzur içinde yat.

 

Metehan Çavuş
Kendi çapında basketbolla ilgilinen birisi
Facebook: www.facebook.com/metehancavus67
Twitter: @metehan6734

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir