NBA Günlükleri

Tekrar iyidir, 180 kere olsa da!

Basketbol…

Birçokları için sıradan bir spor dalı, saha içinde 10 kişinin 2 takım halinde 1 topu sadece ellerini kullanarak rakip çemberden geçirme yoluyla sayı bulmaya çalıştığı basit bir spor. Buz dağının görünen kısmı olarak böyle bir cümleyi kurabilir bu kişiler ancak basketbol ve diğer tüm sporlar için bir de buz dağının sular altında kalmış kısımları var, hayatın her alanında buz dağlarının altında kalan ve asıl ihtişamlı kısmın oluşmasında önemli rol oynayan durumlar olacaktır. Hayatın değişmez kuralı bu. Bir inşaatın temelini ilk gördüğünüz zaman sadece bir koca bir çukur görürsünüz, belki çukurun içinde demir parçalarıyla desteklenmiş beton bloklar, bundan fazlası kesinlikle olmaz, yolun başında. Günler geçtikçe siz bir şeyler kattıkça bu beton blokların arasına, inşa edeceğiniz yapı da git gide büyür, gösterişi artar, inşaatın en sonunda belki de şehrin en gösterişli yapısı haline gelir. Tüm bunların gerçekleşmesi sizin hayal gücünüze ve de yaptığınız işe bağlıdır. Siz bu inşaatta demirleri doğru yerlere bağlayıp, kiriş ve kolonları doğru yerleştirirseniz, elbette ki yapınız daha sağlam olacaktır ve sağlam bir yapının üzerine istediğinizi yapabilirsiniz.

Buz dağının görünmeyen, sular altında, duvarların arkasında kalan kısımlarını keşfetmek için basketbola dönelim. Hayranlıkla izlediğimiz oyuncular, bazen sırf o hayran olduğumuz oyuncu sahaya çıkacak diye uykusuz kaldığımız geceler olmuştur hepimizin. Sokaklarda, basketbol sahalarında ‘’ Kobeeee’’, ‘’Joorrdaaann’’ seslerini duyardık çocukluğumuzda, şimdilerde ‘’Lebrooon’’, ‘’ Curryyy çok uzaklardan’’ gibi sesleri duyuyoruz ya da benim gibi Euroleague izleyicileri, çok şık bir pas verdiklerinde ‘’ Teodosicc’’ ya da iyi oynanan bir bire oyun sonrası ‘’Boogdann Bogdanovicc’’ diye bağırabiliyoruz. İyi ama bu oyuncular, bu saygınlığı nasıl kazandılar? Ne yaptılar?

Klişelere inanır mısınız bilmiyorum, hayatımızın büyük çoğunluğunda kullanırız klişe sözleri, biraz önceki soruya yine klişe bir cevap vereceğim. Bu adamlar yemediler içmediler ‘’çalıştılar’’ Birçok otoriteye göre dünyanın en iyi basketbol oyuncusu Michael Jordan. Yine klişe bir hikaye olacak belki ama lise yıllarında Jordan’ın lise takımına seçilemediğini hepimiz biliriz. Lise takımına seçilemeyen bir gencin daha sonraları dünyanın en iyi basketbolcusu olmaya ilerleyen kariyerinin özetini yapmak için tek kelime yeterli aslına bakarsanız. Jordan çıkıp tek kelime söylese koca bir kariyeri özetleyebilir. ‘’ÇALIŞTIM.’’ Çalışmak zorundaydı çünkü bunu kendisi ‘’ Herkes bir gün Jordan olmak istiyor; bense her gün Jordan olmak zorundayım.’’ Diyerek açıklıyor.

İlerleyen yıllarda Jordan bir röportajında ‘’Bazı insanlar bir şeyin olmasını ister, bazıları diler, bazıları ise bunu gerçekleştirir.’’ Demişti. O, en iyi oyuncu olmayı istedi ve bunun için herkesten daha fazla çalıştı ve NBA tarihinin en iyi oyuncusu olarak kabul gördü ve insanlardan ‘’Bu adamı savunmak suyu avuçlamaya benziyor.’’ ‘’Bu adamı tutmanız için ellerini ve ayaklarını kesmeniz gerekiyor.’’ Muazzamlığın sözlük tanımına bakarsanız karşınıza Jordan çıkacaktır.’’ Gibi cümleler hak eden bir oyuncu olmayı başardı.

NBA’de bunun gibi birçok örnek mevcut; Kobe Bryant, LeBron James adını sayamadığım daha niceleri. Euroleague’de oynayan ve oynamış oyuncular da kendi isimlerini fazlasıyla yukarılara çıkarmayı başardılar. Drazen Petrovic, Dejan Bodiroga yenilerden Dimitris Diamantidis, Vassilis Spanoulis, Milos Teodosic diye saymaya kalkarsak liste epeyce uzar.

Tüm bu isimlerin ortak özellikleri yeteneklerinin üzerine çok çalışarak yeni şeyler eklemeleri, ekledikçe daha iyi bir oyuncuya evrilmeleri ve yine yeni şeyler eklemeleri, sonrasında kendilerine has hareketleri oyunun içine monte edebilecek seviyeye çıktıklarını fark ettiklerinde de kendi hareketlerini oyuna eklemeleri.

Kobe Bryant’ın post-up oyunlarından sonra yaptığı fade-away şutlarını düşünün. Bloklamak için kol uzunluğunuz belki normalden 2 kat daha fazla olmalı, bu adam bunu düşünerek bu şutu kendisi için durdurulamaz bir şut olarak seçmiş.

Allen Iverson ya da şimdilerden Jamal Crawford’un cross-over’larını düşünün. Savunmacıları çaresiz bırakan o hareketler silsilesini. Bu adamlar da bunun için belki yıllarını verdiler ve üst üste doğru hareketleri yapmak için nasıl idmanlar yaptılar, hayal edin.

Yeni neslin gözde oyuncularından Steph Curry’i düşünün, mesafe kavramını alt üst eden üç sayılık atışlarını gözünüz önüne getirin. Orta sahadan basket atan oyuncu görünce gözlerimiz fal taşı gibi açılırdı hepimizin ama şimdilerde Curry atınca normalmiş gibi geliyor hepimize. Curry’nin de bu başarıyı yakalamak için çok çalıştığı konusunda hepimiz eminiz.

Aslında bu kadar uzaklara gitmeye gerek yok başarı hikayeleri için,  Avrupa’da da hatta Türkiye’de bile müthiş evrim geçiren oyuncular mevcut. Biraz hafızamı zorladığım zaman kendi atışlarıyla marka olmuş, oyuncular Avrupa’dan da aklıma geliyor benim, sizin de gelecektir.

Milos Teodosic ve kameralardan yavaşlatılmış çekimde izlediğimizde bile aklımızın almadığı pasları, Avrupa’da kendine has oyunculardan biri yapıyor onu. Pası vereceğini biliyorsunuz ama kime ve ne zaman verecek bilmiyorsunuz.

Şuan oynayan oyuncular içinde Avrupa basketbolunun en efsanevi oyuncusu diyebileceğim Vassilis Spanoulis de kendine has bir atış bulmuş durumda. Bilmem fark ettiniz mi. Yunan yıldız sağa bir adım atarak attığı üç sayılık atışlarda diğerlerine göre daha yüzdeli oynuyor. Sağa adımla şutu atacağını biliyor ama durduramıyorsunuz.

Yine takım arkadaşı Printezis’in şampiyonluk dahi kazandıran kendine has atışını Avrupa basketbolu takipçileri bilirler. Post oynadığında solundan çengel atışı yapabileceğini biliyor ama durduramıyorsunuz.

Anadolu Efes’li Derrick Brown’ı dikkatli takip edenler de fark etmişlerdir benim gibi. Geriye bir adım alarak attığı orta ve uzak mesafeli şutlarda daha isabetli attığını, aslında Spanoulis ve onun atışlarının mantığı aynı, rakibi ekarte et ve şutu at. Onu yapacağını bilmenize rağmen durduramıyorsunuz.

Ülkemizde de Sinan Güler’in evrimini hepimiz gördük. Topa baskıda kullanılan ve çok iyi savunma yapan bir guard iken şimdilerde Galatasaray’ın hücumda başı çeken oyuncularından. Onunda kendine has bir hareketi var. Sol turnikede hook atışı kullanması. Topu rakip savunmacıdan olabildiğince uzakta tutuyor ve sayıya gidiyor.

Örnekleri saymakla bitiremeyiz, bildiğim tek bir şey varsa o da bu adamların yaptıkları bu hareketler için defalarca belki binlerce belki onbinlerce defa tekrar tekrar çalıştıkları.

Bunula ilgili bizde bir laf vardır yarı Türkçe yarı Arapça (et tekraru ahsenvelev kane yüz seksen)’

Tekrar iyidir. 180 kere olsa da.

 

 

Mert Batuhan Ekiz on EmailMert Batuhan Ekiz on FacebookMert Batuhan Ekiz on InstagramMert Batuhan Ekiz on Twitter
Mert Batuhan Ekiz
-20 yaşında
-Ünye\ Ordu 'lu
-İstanbul'da ikamet eden
-Bahçeşehir Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon 3: sınıf öğrencisi
-Basketbol aşığı bir birey.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir