NBA Günlükleri

Bir Dönemin Sonu mu Geliyor?

Haziran başında Los Angeles Clippers sahibi olan Steve Ballmer takımın geleceği açısından gerçekten önemli olabilecek bir hamle yaptı. Belki de basketbol tarihinin James A. Naismith’ten sonra en önemli adamı olan Jerry West’i takıma kattı, ki West 14 senelik oyuncu kariyerinde her sene All-star seçilmiş ve 9 final görmüş bir oyuncu, ayrıca da çok uzun süreler özellikle zamanında oyuncusu olduğu Lakers’a yönetim kademesinde hizmet vermiş bir kişi. Bilmeyen varsa diye de belirtelim, NBA logosundaki siluet Jerry West’e ait.  West, en son Golden State Warriors için danışmanlık yapmaktaydı. Belki tam da bu sebeple Ballmer onu takıma kattı. West’in pozisyonunun detayları henüz tam manası ile belli olmasa da takıma danışman olarak geldiği ve sadece Ballmer’a direkt olarak raporlar sunduğu biliniyor.

 

 

Yapılan hamle aslında bir değişimler zinciri oluşturdu. Clippers takımının en aksayan parçalarından birisi Doc Rivers’ın basketbol operasyonları başkanlığı yapmasıydı. Takımın hem genel menajeri hem de koçuydu Doc Rivers. Koçluğu her ne kadar saygı duyulacak kadar iyi olsa da takım yönetmekte aynı başarıyı sağlayamadı. Bu elbette ki çok da ağır bir yüktü onun sırtında zira Doc’ın hem takımın antrenmanlarını ve maç içi oyununu hem her imzasını her takasını hem de her türlü iç dinamiğini yönetmesi gerekiyordu. Bir nevi tek adam yönetimiydi bu. Tek adam yönetimi ise çoğunlukla büyük problemlere yol açan bir yönetimdir, çok da önerilecek bir şey değildir yani.

Sadece Doc Rivers’ın yükünü azaltmak gibi iyimser bir amaç yok elbette bu hamlede. Rivers’ın takımın başına hem koç hem menajer olarak geldiğinden bu yana sayısız kötü transfer hamlesi yapması, takımın genel problemlerini çözebilecek hamleler konusunda yetersiz kalması ve (kendi oğlu dışında) hiçbir genç oyuncu yetiştirmemesi konuları da onun görev değişimine taban hazırladı.

Clippers sahibi Ballmer bu değişiklikle birlikte takımın genel menajerlik pozisyonuna ise Lawrence Frank’in getirildiğini açıkladı. Çok kısa sürede etkileyici biçimde yükselen Lawrence, şimdiye dek bulunduğu pozisyonların hepsinin hakkını vermiş gözüküyor. Ve yine Ballmer, yaptığı açıklamada “Hem koçluk hem de menajerlik görevlerini birlikte yürütmenin zor olduğunu bildiklerini, bir kişinin ikisine birden tam manası ile odaklanamayacağını düşündüklerini ve Doc Rivers’ın üstündeki yükü azaltmak için bu yolu seçtiklerini” ifade etti. Aynı zamanda alınacak kararlarda yine Doc Rivers’ın etkisinin olacağını ve Lawrence Frank ile Doc Rivers’ın takım adına kararları birlikte vereceklerini söyledi. Zaten ikilinin gerçekten iyi anlaştığı biliniyor. Bu da alınacak kararların daha rahat alınmasına yardımcı olacaktır.

 

Peki bu bir dönemin bitmesi diyebilir miyiz? NBA’de 2004-20005 civarına kadar süren bir gelenekti aslında bir takımın koçunun aynı zamanda genel menajer olması. Ancak sonrasında özellikle San Antonio gibi birkaç ekolün çıkıp da bu ikisini ayırarak başarıyı yakalayınca bu gelenekte bitmeye başladı. Ancak geçtiğimiz birkaç sene içerisinde birkaç deneyimli koçun isteği üzerine takımlar bu geleneğe geri döndü(Geçen sezon için: Tom Thibodeau – Minnesota Timberwolves, Stan Van Gundy – Detroit Pistons, Doc Rivers – Los Angeles Clippers, Mike Budenholzer – Atlanta Hawks). Ancak Budenholzer sadece koçluğa geri döndü, Doc Rivers sadece koçluğa alındı, Thibodeau berbat bir sezon geçirdi, Van Gundy ise takım iç dinamiklerini istediği seviyeye hiçbir zaman çıkaramadı ve bu sene onun için son şans olacak gibi duruyor.

Doğru bir yapı kurulabilmesi için kadroyu oluşturan kişi ile kadroyu sahada ve saha dışında yöneten kişinin aynı doğrultuda yürümesi gerekir. Bu sebeple bu iki işi aynı kişinin yapması gayet mantıklı gelebilir kulağa. Ne var ki günümüz basketbolu için genç gelişiminden, oyuncuların sosyal medya açıklamalarını yönetmeye, maaşların düzenlenmesinden takaslara ve onlarca spekülasyon ile uğraşmaya kadar skala çok büyüdüğü için ikisini birden yürütmek çok ama çok zor. Kaldı ki oyun yani basketbol hiç olmadığı kadar büyük bir hızla evriliyor. Bu evrimin bir hatta iki aşama sonrasını hesaplamak, buna istinaden kadro planlaması yapmak, genç yetenek geliştirmek ve var olan oyuncuların oyununun mevzubahis evrime uygun şekilde değişmesini sağlamak gibi işler artık büyük bir takım işi. Aslında işin ironisi de burada gizli. Basketbol artık tek oyuncunun şampiyonluk getiremediği bir spor olduğu gibi aynı zamanda da bir yöneticinin başarı tetikleyicisi olamayacağı bir spor haline gelmekte. İşte tam da bu sebeple basketbolun evrimi yönetim kademesine de bir virüs gibi yayılıp tüm sistemi kontrolüne almaya başlıyor.

Çoğu kişi şemsiye yapmalı, hep şemsiye yapmalı, sadece şemsiye yapmalı… Bunun bir örneği Phil Jackson. Kimsenin onun koçluğuna laf edebileceğini sanmıyorum. Beethoven’ın bestelerine, Van Gogh’un tablolarına dil uzatmak ile eşdeğer olurdu. Ama New York Knicks’in başına gelen, gerçekten başına gelen, en kötü şey olabilir Phil. Bazı insanlar bazı işlerde iyi değildir. Hele ki ustalaşmanın çok uzun seneler aldığı pozisyonlardan bahsediyorsak bu ihtimal daha da düşüyor. İyi koçlardan genelde iyi başkanlar çıkmıyor, çıksa da aynı anda ikisi birden olunmuyor.

 

 

Bir de muhafazakarlık tarafı var işin. Az evvel bahsettiğimiz o müthiş evrime gözünü kapatmak pek makul değil. Artık bu evrim doğrultusunda yönlendirmiyorsanız oyununuzu veya oyuncularınızı bu evrime göre sürelendirmiyorsanız kusura bakmayın ama başarı gelmiyor. Yine P.Jackson bunun örneği. Senelerce büyük başarılara imza attıran üçgen hücumu 10-15 sene sonra yine deneyince yemiyor. Doc Rivers da bu hataya düşenlerden. Basketbolun nereye gideceğini öngöremeyip, potadan 3 adım bile öteye gidemeyen bir oyuncuya (hele ki takımda İsviçre çakısı niyetine kullanılacak bir uzun var iken) çok büyük paralar ödeyerek aslında kendi elini kolunu bağladı tecrübeli koç. PG-PF-C üçlüsüne dev kontratlar verince de ne yazık ki bir türlü kuvvetli bir SF alamadılar, bench’lerini kuvvetlendiremediler. Eh, her şeyin başında olan adam sorumlu tutuldu haliyle bundan. En azından bu kadar sürede gençlere yatırım yapabilirlerdi ama bu şanslarını da kariyeri bitmiş veya bitmek üzere olan sayısını kimsenin bilmediği (ve bu sayı üzerine rivayetlerin havada, vapur kovalayan martı misali dolandığı) veteran oyuncu üzerine kullandılar.

 

Artık Clippers çok zor bir noktada. Eğer ellerindeki hafifçe geniş sayılabilecek kadroyu akıllıca kullanamazlar ise oldukça uzun bir süre şampiyonluk onların hayallerini bile süsleyemeyecek. Batı bu kadar güçlenirken en kıymetli parçalarını kaybettiler, yetmedi bu parça en büyük rakiplerinden birine gitti ve onları güçlendirdi. Lawrence – Rivers iş birliği bu konuyu çözecek mi zaman gösterecek lakin Clippers, yazın en mantıklı hamlelerinden birini yapmayı başardı, biraz gecikmiş olsalar da…

Furkan Sarıca

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir