NBA Günlükleri

Güneş ”Ufuk”tan Şimdi Doğar!

Gruptan çıkması bile bazılarının düşüncesine göre zor olan A Milli Erkek Basketbol Takımı, yarın (7 Eylül Perşembe) kendi evi Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda grubu 3. sırada bitirmek için turnuvanın belki de en iyi oyuncusuna sahip olan Letonya ile karşılaşacak.

Kendi Ekolümüz

Türkiye’de insanların ve doğal olarak bizlerin de çevresiyle son zamanlarda sıkça tartıştığı konulardan birisi, basketbol takımının da yenilmesi ancak futbol takımı kadar eleştirilmeyip üstüne oldukça fazla bir destek görmesi. Burada anlaşılması gereken nokta biz Türklerin mağlubiyete değil ruhsuzluğa, mücadele etmemeye ve disiplinsizliğe tahammül edemememiz. İnsanlar futbol takımına bakınca sahada göbekli, gazeteci/otobüs şoförü döven ve egosu oynadıkları oyunun çok üzerinde insanlar görüyor. Ancak basketbol takımına baktığında ise; sahada genellikle gencecik çocukları ve onların azmini görüyor.

Türkiye A Milli Basketbol Takımı’na verilen desteği televizyon başında tribünlerden görmek oldukça güç ancak maça gittiğiniz zaman salona gelen (özellikle bu Eurobasket için konuşuyorum) herkes sahada oynayan oyunculara kendi evladı gözüyle bakıyor. 5 yaşında olan bir çocuk bağırarak tüm stada ‘’Haydi ayağa kalkın bu maçı kazanacağız!!’’ diyor. Bu aslında; Türkiye’nin binlerce başarısız olan projesinin ardından sıyrılıp başarılı olan tek proje. 2001’de başlayan ve 2010’da tamamlanan bu süreç, başarılı oldu ve şu an sahada oynayan 92-93-94-95-96-97 doğumlu çocuklarımıza küçük yaşlarda basketbolu sevdirdi. Ve evet çoğumuz da 2010’da ‘’Kerem Tunçeri Kerem Tunçeri Kerem Tunçeri’’ diye bağırarak bu spora aşık olduk.

Bizim neslimize basketbolu sevdiren yıllar önce saçlarını sarıya boyatıp maçlara çıkan adamlardı. O basketbolu seven nesil, şu an yeni nesillere basketbolu sevdirmek için sahaya çıkıyor. Ekol dediğiniz de bu sırrın altında yatıyor ve böyle devam ederse yıllar içerisinde Türk basketbolunun da hatrı sayılır bir ekolü olduğunu konuşabiliriz.

Sahada Mücadeleci ve Yenilikçi Bir Takım

Saha dışı faktörlerle ilgili yaptığımız kısa sohbetin ardından saha içerisine dönmek gerekiyor. Yani çok dönmeden aslında koç Ufuk Sarıca’ya çarpmalıyız belki de. Milli takımın bir geçiş sürecinde olduğunu çeşitli yerlerden sıklıkla duymuşsunuzdur. Ufuk Sarıca ise bizlere bu geçiş sürecini ‘’Türkiye’de’’ bulunan tüm antrenörler içerisinde en iyi kendisinin yapabileceğini gösteriyor. Evet almadığı bazı genç oyuncular var. Özellikle Tolga Geçim konusunda eğer fırsat bulsaydım Ufuk Hoca’ya sorularım olacaktı. (Kendisinin Socrates’e verdiği ropörtajda buna değinmesi ise beni ayrı mutlu etti. Tolga’nın sakatlığı nedeniyle takıma katılmasının doğru olmadığını söyledi.) Ve evet aynı zamanda eğer turnuva Türkiye’de olmasaydı daha farklı bir kadroyla daha genç bir kadroyla gelirim de dedi. Ancak yıllardır bireysel yıldızlar yaratmaktan yoksun olan milli takımımız bu turnuvada, artık Cedi ve Furkan Korkmaz’ın uzun yıllar milli takımda liderli yapacağını koç Ufuk Sarıca sayesinde gördü. Koç Sarıca, son topa kadar mücadele eden ve biraz da mecburiyetten de olsa takımın temposunu yükselten kısa beşlerle oynayarak takımı son derece modern bir hale getirdi. Örneğin Sırbistan maçını kazanmak evet önemliydi, ancak o maçı kazanmaktan öte maç sonunu sahada Cedi, Furkan ve Kenan gibi oyuncularla oynayarak gerçek kazancı elde etti. Unutmayın bu takım böyle geliştiği sürece, yıllar sonra Bogdanovic’in üst üste atacağı 10-15 sayıdan etkilenmeyecektir. Ve asıl amacımız da bu olmalıdır.

Sahada Doğuş gibi iyi savunma yapan ancak hücumda 0 olan oyuncuların varlığında Semih’in sırtı dönük oyunlarına çok bel bağlıyoruz, skoru tutabilen bir takım ise tecrübe eksikliğinden dolayı hiç değiliz.

Ancak şansımıza bakın ki karşımızda bulunan Letonya takımı da genellikle yıldızı PorzinGOD’a bel bağlamakla meşgul ve skor tutamıyor. Aynı zamanda savunması iyi bir takım değil ve bu bizim sahada üretkenliği az olan takımımıza avantaj sağlarken, hücumda çok ektili olmaları iyi savunmamı zorlayacaktır. Kişisel gözlemlerime dayanarak, takımımızın 3’lük savunmasında büyük sorun yaşadığını düşünüyorum. Bunu sebebi Semih’in büyük bir blok tehdidi olmamasından dolayı kolay penetre yememiz ve bunu engellemek için oyuncularımız sık sık içeri yardım götürmeleri olmalı bence. Porzingis’i nasıl tutacağımızı düşünürken, biraz da onların Melih’i nasıl tutacağını düşünelim. Zira artık takımlar en iyi savunma yapan oyuncularını Melih’in üzerinde bırakıyorlar ve bu da Cedi ile Furkan’a daha kolay sayı imkanı tanıyor.

Sırbistan maçıyla birlikte iyice sahada oynanan oyuna etkisi artan taraftarlarımız ise Letonya maçında desteğini esirgemeden kazanmamız için elinden geleni yapacaktır. Son olarak başarılar diliyoruz 12 Dev Yürek. Sahada desteğimizi senden esirgemeyeceğiz…



Onur Can Özyurt on EmailOnur Can Özyurt on Twitter
Onur Can Özyurt
Mustafa Kemal Anatolian High School'18 & Mamba Mentality

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir