NBA Günlükleri

NBA 90’lara mı dönüyor?

Bu sezon dikkatimi en çok çeken şeylerden biri oyunun çok daha sertleşmesi oldu. Hatta son birkaç haftada bazı maçlarda kavgalar veya çok ciddi kasti fauller türemeye başladı. James Johnson’ın kavgaları, Rockets – Clippers maçındaki ve sonrasındaki olaylar, Timberwolves’tan her maç bir oyuncunun tekme veya tokat yiyor olması gibi örnekler her gün karşılaşılan şeyler oluyor yavaş yavaş. Her maçın hemen her dakikasında fiziksel oyunun ağırlığını görüyoruz. Bu noktada ilgi odağım olayların baş iki aktörleri olan hakemler ve oyuncular olacak.

1)Oyuncular ve medya tarafı

Oyuncular sene başından beri sürekli olarak hakemlerden şikâyetçi. Birçok zaman gerçek manada haklı olduklarını da inkâr edemem. Sene başından beri kaç maç katledildi, kaç kere maçı bütünüyle etkileyecek hatalar yapıldı inanın bilemiyorum, tek bildiğim saymaya üşendirecek kadar fazla oldukları. Bazen çok basit temaslara fauller hatta teknik fauller çalınır ve oyuncular maçtan atılırken bazen de çok ağır fauller veya kural ihlalleri gözden kaçıyor. Oyuncular hak ettiklerini düşündükleri düdükleri alamadıkça veya tam tersi hak etmediklerini düşündükleri düdükler tarafından infaz edilince elbette hırslanıyor. Kimi zaman bunun acısını eşleştikleri oyunculardan çıkarırlarken kimi zaman hakemle girdikleri tartışmaların yahut da protestolarının kurbanı oluyorlar.

 

NBA yönetimi bu sene konuya ilişkin iki önemli adım attı. İlk olarak eski hakemlerden yeni, genç ve haliyle de tecrübesiz hakemlere geçiş yapıldı. Hakemlerin bu tecrübesizliği çoğu zaman bariz hatalar yapmalarına sebep oluyor. Ek olarak mevzu bahis bu toyluk, kararlarında tutarsızlık da oluşturuyor. Yani bir maçta verilen karar diğer maçı, hele de bazen bir pozisyonda verilen karar diğer bir pozisyonu tutmuyor; haliyle oyuncular sene başından beri bu konuda açıkça kin kusuyor.

Bir diğer konu ise faul ve teknik faullerin azaltılmaya çalışılması. Misalen geçen sene şu örnekle çok karşılaşırdık; oyuncu faul alabileceğine inandığı bir pozisyonu gördüğü anda hemen temas alıp sanki şut atıyormuş numarası yapar, ve 2 (yerine göre 3) serbest atış hakkı kazanır. Bu ve benzeri pozisyonların can sıkıcılığı fark edildikçe konuda adım atıldı. Lakin yine az evvel bahsettiğim tutarsızlık baş gösteriyor, henüz bir standart koyulmadı. Yani, toptan bu pozisyonların hepsine faul çalınmasa haksızlık olacağı aşikar lakin hepsine çalmaya devam ettikçe de hem seyir zevki feci oranda düşüyor hem de oyun dengesi büyük ölçüde baltalanıyor; Harden tarzı oyuncuların hemen her pozisyon çizgiye gitmesi, erken faul problemleri ve beraberinde gelen bu oyunculara sahip takımlar için bariz avantaj, diğerleri için ise dezavantaj durumu ortaya çıkıyor. Bunlar azaltılmaya çalışılıyor, evet ama bu sefer de iki yönde de önyargı, kararı etkiliyor. Bariz fauller çıkmazken saçma sapan pozisyonlara faul çıkabiliyor(birkaç gün önce oynanan bir maçta temas olmadan şut faulü kararı çıktı, savunmacı hücum oyuncusuna değmedi bile).

Bu ikisini birleştirince oyuncular ne yapacağını şaşırmış durumda. Haksızlığa uğramış hissediyorlar ve bu konuda ellerinden pek de bir şey gelmiyor. Medyanın da bir kısmı sürekli olarak ve tabii ki haklı da olarak hakemleri yerden yere vuruyor. Bunun sıkıntısı şu ki hakemler zaten daha yeni yeni alışmaya çalıştıkları bu pozisyonda bir de medya baskısı yemek zorunda kalıyor. Eminim diyemem ama sanıyorum ki her gece birçok kararınız devamlı olarak sert eleştirilere maruz kalıyor ise bir noktada bir tür güvensizlik oluşacaktır kararlarınızda. Genelde hata, en fazla yapılmamaya çalışılırken yapılır. Sakınılan göze çöp batar misali. Medyayı suçlamak istemiyorum, az önce söylediğim gibi eleştirilerine de haksız diyemiyorum ancak biraz da yangına körükle gidiyorlar gibi gelmiyor değil.

2) Hakemler tarafı

Bu sorunlara ilişkin olarak pek tabii hakemlere de oldukça fazla soru yöneltiliyor. Genel olarak alınan cevapların toplandığı ortak payda şu; oyuncular tabiri caizse çok fazla numara yapıyorlar, bütünüyle gereksiz itirazlarda bulunuyorlar ve de bir pozisyonda rakibe ya da kendilerine sinirlendiklerinde karşı tarafa oynamak yerine daha kolay olan hakemlere oynamak yolunu seçiyorlar.

 

Gözünüzü kapatıp düşünün lütfen, LeBron James’in aleyhinde çıkan herhangi bir kararda itiraz etmediğini hatırlıyor musunuz? Sadece LBJ’ye yüklenmek niyetinde değilim, aynısını pekâlâ Durant, Westbrook gibi birçok oyuncu için de düşünebilirsiniz. Oyuncular çok bariz pozisyonlarda bile sürekli olarak hakeme itiraz etme çabasındalar. Peki, gerçekten hatalı olsa bile o hakem maç içerisinde kendisini düzeltebilir mi, sanmıyorum; zira yanlış yaptığında olması gerektiği gibi ne yazık ki doğru yaptığında da tepki alıyor garibim, o yüzden itiraza karşı hissizleşmeye başlıyor.

 

Yine aynı şekilde neredeyse her oyuncu drive esnasında topu kaybetmesi durumunda direkt faul yapılmış numarası çekiyor. Veya şu sanırım daha iyi bir örnek olacaktır; canı fazlaca yanan bir insan bağırır, peki pota altı mücadelesinde acıdan bağırıyormuş gibi davranılmayan kaç pozisyon izliyoruz bir NBA maçında? Ki hatırlatayım, ligdeki her takım maç başına en az 100 hücum kullanıyor, yani her maç için en azından 200 örnekten bahsediyoruz(daha hızlı oynanan maçları saymayın bile). Neredeyse yok gibi… Peki, bir hakem gerçekten canı yanan bir oyuncuyu nasıl süzebilir?

Bir nokta da oyuncuların hakemler ile konuşamamaktan şikâyet etmesi. Bu konuda hakemlerin cevabı şu şekilde; bize düzgün bir tavır ile geldikleri sürece onları reddetmiyoruz, bizler de konuşan varlıklarız; ancak biri size hiddetle gelip bağıra çağıra, küfrederek konuşmaya çalıştığını iddia ediyorsa pek de dikkate almamak daha faydalı olabilir. Şahsım adına daha güzel ifade edemeyebileceğimi düşünüyorum.

En objektif bakabildiğim halimle söyleyebilirim ki sezon boyu rezalet kararlar çıktı ve bu oyuncuların sinir kontrolünde sıkıntı yaşamasına sebep oluyor. Hakemlere daha sıkı eğitimler ve en acilinden de bir çözüm şart. Lakin bir bu kadar sorumluluk da oyuncularda, belki daha da fazlası oyuncularda. Daha dürüst oyun stillerini benimsemeleri ve tavırlarını, üsluplarını düzeltmeleri kesinlikle duruma olumlu yönde etki edecektir.

 

Buraya kadar net seçilebilen noktalardan bahsettim. Ancak yazının başlığının da bir sebebi var. Evet, oyuncuların hatalardan kaynaklı olarak agresifleştiğini kesinlikle düşünüyorum ancak aklıma takılan bazı noktalar da mevcut ki, eğer doğru sezinliyor isem doksanlardaki sertliği veya en azından bir kısmını yeniden izleyebiliriz.

  • LeBron James ve Golden State Warriors ekolleri

Bron ligdeki ilk 2-3 senesinden sonra durdurulması imkânsız bir hale geldi. Her sene fiziğini üstüne koyuyor. Buna istisna olarak benim anımsayabildiğim tek dönem Heat’te oynadığı dönemdeki bir yaz, o yaz biraz kendini salmıştı ancak çarçabuk toparladı yeniden; o dönem dışında hep hem çok fit hem de çok kuvvetli olmayı bildi. Buna günden güne geliştiriyor olduğu oyun zekâsı eklenince bazı pozisyonlarda karşısında hiç savunmacı yokmuş gibi potaya gidip sayı alabiliyor. Hiç şüphesiz hiç birimiz LeBron’un üstümüzden çok rahat bitirip bir de faul alıp yetmez gibi seyircilere kaslarını gösterdiği pozisyondaki savunmacı olmak istemezdik. Bu, sahada karşılaşılan en gurur kırıcı olaylardan biri. İşin içine afro-amerikan kültürü dâhil olunca gurur meselesi denen şey daha da büyüyor hiç şüphesiz.

 

Golden State oyuncuları da sürekli fizikleri ile öne çıkıyor. Özellikle Durant ve Green (diğerlerinin de hakkını yememek lazım ama en çok bu ikili) rakiplerini fizik manada her pozisyon ayrı zorluyor.

İlk iddiam şu; geçtiğimiz 3 senenin finalist takımlarının ve son 7 senedir aralıksız final oynamış oyuncunun ortak özelliklerinden biri fizik oyunu olunca bu oyun tarzı birçok diğer oyuncu veya takım için ilgi çekici veya istenilebilir hale geliyor. Sene başından beri Washington Wizards oyuncularının konuya ilişkin açıklamaları, koçların sürekli oyunculara “play with force” yani “gücünüzü kullanarak oynayın” tavsiyesinde bulunması… Tevekkeli değil.

  • Hız oyunu

NBA tarihinde en sevdiğim oyun kurucu Steve Nash’tir. Şu an ligin en iyi oyun kurucularının fiziği ile onun, John Stockton’ın veya benzeri herhangi bir oyuncunun fiziğini sanıyorum ki hiçbirimiz kıyasa bile sokmayız. Aynı durum hız için de geçerli. Oyun gittikçe hızlanıyor, oyuncular da öyle. Bu maddenin iddiası şu; artık müdahaleler çok daha fizikli oyuncular tarafından, çok daha hızlı oyunculara yapılıyor. İkisi de hissedilen etki düzeyini artırıcı faktörler. Hal bu olunca oyuncu kendisine yapılan faulü eskiye oranla biraz daha sert sanıyor veya gerçekten de bir miktar daha sert fauller alıyor. Bu her iki taraf için de geçerli olunca genel toplamda oyun sertleşiyor, ayrıca ilk bölümde bahsettiğim gibi gerginlik hali artarak devam ediyor.

  • Değişen uzun yapısı

 

Son 15 yıl için ligin bazı etkili uzunlarına bakalım; Duncan, Nowiztki, Marc Gasol, Pau Gasol, Yao Ming, Chris Kaman, Noah, Pachulia, Bogut… Tamam arada Shaq, Garnett gibi isimler de var ama geçtiğimiz 15 sene için sayılabilecek isimlerin çoğu Amerika dışında bir kökenden geliyor ve oyun stilleri bir miktar daha yumuşak. Günümüze geldikçe alttan gelen oyuncu tipleri daha hızlı, daha şutör ve daha bıçkın. Son iddiam da şu; en fazla faul yapma potansiyeline sahip olan pozisyondaki oyuncular doksanlardan günümüze, önce yumuşak diye tabir edilebilecek bir yapıya geçerken sonrasında yavaş yavaş ağırlığını hissettiren, daha sert oyun oynayan hale doğru bir evrim geçirdiler.

 

Her pota altı mücadelesinde, gittikçe artan orandaki kullanımı ile her pick & roll’da, her çember savunuşunda bu etki düşünülünce oyunun bir miktar sertleşmesini beklemek çok sürpriz olmaz.

Yineliyorum; ilk bölümde bu sene yaşanan sinir problemlerinin direkt sebeplerine değindim, ikinci bölüm ise biraz daha tahminsel düzeyde. Doğrudan, NBA’in doksanlar sertliğini yakalayacağını düşünmüyorum. Kaldı ki şu anki oyuna biraz daha sertlik isteyebilirdim ama doksanlar seviyesi iyi mi bilemiyorum. Sadece bu tahminlerim doğru ise daha rekabetçi ve belki bir miktar daha gergin bir dönem bizi bekliyor olabilir.

Furkan Sarıca on EmailFurkan Sarıca on FacebookFurkan Sarıca on InstagramFurkan Sarıca on Twitter
Furkan Sarıca
Genç bir basketbolsever, aklına gelenleri yazar.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir