NBA Günlükleri

Hayaletten Kaçarken

Akıl hastanesindeki 2. günümdü. Paranoyak hastalığına yakalanmıştım ve cenin pozisyonu alıyordum. Birden hemşire odama girdi ve bir ziyaretçim olduğunu söyledi. 

Biri odama doğru yürüyordu. Gözlerindeki bakış herşeyi anlatıyordu.

“ Keyon kafayı mı yedin “ der gibi bakmıyordu.

“ Keyon psikopatmış “ gibi bakmıyordu.

“ Keyon neler oluyor dostum, sana yardım edebilmek için ne yapabilirim “ der gibi bakıyordu. 

Bu kişi Doc Rivers’tı.

Doc; kendimi akıl hastanesine kapattığımı duyduğunda, tüm o yolu beni görmek için Florida’daki yazlığından Boston’a geldi. Beni öyle gördüğünde ne düşündüğünü hayal dahi edemiyorum. 

Doc neler olduğunu bana sordu. Tıpkı önceden birçok kez bana sorduğu gibi

Doc; “ Bana birşeyler anlatmak ister misin ? Ne oldu evlat ? ” diye sordu. 

“ Bilmiyorum Doc “ dedim

Tabiki de yalan söylüyordum. 

1 hafta önce Danny Ainge’in ofisine gittiğimde ona basketboldan sıkıldığımı söylemiştim. Ansızın birden bire sıkılmıştım.

Artık bana bir anlam ifade etmiyordu. 2012 Doğu Konferansı Final’inde 7. maçta Miami Heat’e kaybetmiştik. $1.4 Milyon’a yeni bir kontrat imzalamıştım. Antrenman kampına 1 ay kalmıştı. Vücut olarak fittim. En azından dışarıda öyle görünüyordum. İçeride ise düşüşe geçiyordum.

2 yaşındaki oğlum K.J benimle birlikteydi. Onuda yanımda götürmüştüm. Çünkü; benimle birlikte spor salonuna gelmeyi seviyordu. Kollarımda onu tuttuğumu ve Danny’ye bu oyundan sıkıldığımı söylediğimi hatırlıyorum. Danny’e bunun gibi başka bir sürü şey anlatıyordum. Gerçekten paranoyak şeyler. Tanrı hakkında ve etrafımızı saran tüm bu karanlık hakkında atıp tutuyordum. Sonrasında Danny telefonla birilerini aradı. Çok geçmeden kapının önünde en iyi arkadaşlarımdan ikisi belirdi. 

Rajon Rondo ve Avery Bradley’di. Fazlasıyla sakinlerdi ve benide sakinleştirmek için ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Rajon oğlumu benden aldı ve bana onu antrenman tesislerini gezdireceğini söyledi. Sonrasında da Avery arabasına doğru yürüdü ve beni eve bırakacağını söyledi. 

Eve giderken telefonumdaki herkesi aramaya başladım. Tepeden aşağı her numarayı. Onların Tanrı’yı bulmaları için yalvarıyordum. 

“ Hz. İsa’ya gitmeliyiz “ diye çığlık atıyordum.

Muhtemelen herkes aklımı kaçırdığımı düşünmüştü. Rajon, Avery, Doc, Danny ve eşim  Natosha dışında. Gözlerinde beni yargıladıklarını yada korkuyu görmedim. Yalnızca iyilik ve karmaşayı gördüm. Yalnızca yardım etmek istiyorlardı. Çünkü; normalde tanıdıkların adamın bu hale dönüşmesi için korkunç birşeyler olması gerektiğini biliyorlardı.

BİR KABUSUN İÇİNDE TIKILIP KALDIN. SEN YALNIZCA KAFESİN İÇİNDEKİ BİR HAYVANSIN

Bu destek görme hissini asla unutmayacağım. Bu destek hayatımı kurtardı. Onlar bana sürekli “ Herşey iyi olacak. Sadece sana biraz yardım edelim “ diyorlardı. 

Birkaç gün sonra, kendimi Boston’daki bir akıl hastanesinde kontrol ettirdim. Alt katta küçük sade bir odaya yerleştirildim. Kapıdan insanların tüm çığlık ve ağlayışlarını duyabiliyordum. Etrafımdaki tüm ağırlıkları hissedebiliyordum. Korku filmi gibiydi.

Çoğu şey bulanıktı. Neredeyse kötü bir rüya gibi. Çünkü; paranoyak delüzyonlar ve halüsinasyonlar görüyordum. Fakat bir konuyu çok net düşündüğümü hatırlıyorum.

Buraya nasıl geldin ?

Sen

Yokluğun içinden gelen. 

Şansını en iyi şekilde değerlendiren sen

NBA yıldızı

Amerikan rüyası

Bir kabusun içinde tıkılıp kaldın. Sen kafesteki bir hayvansın

Ağlamayı kestim ve Tanrı’ya bana yardım etmesini diledim.

Birkaç saat sonra hemşire geldi. Birkaç kat yukarıda penceresi olan daha güzel bir odaya geçecek kadar iyi olduğumu hemşireye kanıtladım. Sonraki sabahı hatırlıyorum. Güneş doğuyordu. Bende pencerenin önünde yerimi almıştım. Yüzümdeki o sıcaklığı hissedebiliyordum ve en azından şimdi birazda olsa dışarıda olduğumu düşündüm. 

Sonraki gün; Doc beni görmeye geldi. Sonunda yeterince iyi olduğuma karar vermiştim. Uzun zamandır hayaletlerden kaçıyordum ve sonunda o odada beni yakalamışlardı. Hayatımda ilk kez gerçeklerle yüzleştim.

Doc; “ Konuşmak istediğin herhangi birşey var mı ? ” diye sordu.

“ Evet “ dedim.

“ Neler oluyor evlat “

“ Çocukken bana kötü bir şey olmuştu gerçekten kötü. Bunu engellemiştim. Ve şimdi hepsi yeniden geri geliyor Doc ”

7 yaşındaydım. Ft. Lauderdale’de kasvetli bir yaz günüydü. En yakın arkadaşlarımla basketbol oynamak için okulun salonuna gidiyordum. Hava kararmak üzereyken neredeyse yolu yarılamak üzereydim. Yanımda 2 Dolar vardı. O gün yalnızca basket oynayacaktım. Köşedeki markete girdim ve 2 soda aldım. Orada da yağmurun dinmesi için bir süre bekledim. 

Salona doğru yeniden yoluma koyulmuştum. Yeniden yağmur bardaktan boşalırcasına yağmaya başlamıştı. Sırılsıklam olmuştuk. Birkaç apartmanı geçmiştik sonrasında pencereden bir çocuk bize seslendi. “ Hey, dışarıda ne yapıyorsunuz ? Yağmur yağıyor buraya gelin bir süre takılın. “ Tüm yetişkinler işteydi. Bizde Hip – Hop dinliyor ve yolda Free style hareketlerle çember çiziyorduk. 

Sonra aniden aralarından büyük biri televizyonu açtı ve porno izlemeye başladı. Bu benim için tuhaf bir durum değildi. Benden büyük kardeşlerim vardı. Zaten bu tarz şeyleri dergide ve o tarz şeylerde görmüştüm. Bunları anlamak için gerçekten çok küçüktüm fakat anlamıştım. Ne demek istediğimi biliyorsunuz. 

Pornonun sonuna geldiğinde çocuk televizyona döndü “ Bunu bende yapabilirim biliyorsunuz. “ dedi. 

Bana dokunmaya başladı. Sonrasında arkadaşımda ona dokunmaya başladı. Bizi kendisine oral seks yapmaya zorladı. Ne düşüneceğimi yada ne yapacağımı bilmiyordum. Kafam karışıktı ve sinirlenmiştim. Daha çocuktum. 

Herşey bittiğinde, kapıdan olabildiğince hızlı bir şekilde kaçtım. Arkadaşım için arkama bile bakmıyordum. Çünkü; çok korkmuştum. Eve vardığımda kimseye ne olduğu hakkında hiç birşey söylememiştim. Çok mahçup ve utanmıştım. Duşa girdim ve ağlamaya başladım. Ağladım ve ağladım. 

Düşünmeye başladım. Yalnızca basketbol oynamak istiyorduk. Neden böyle oldu ?

DUŞA GİRDİM VE AĞLAMAYA BAŞLADIM. AĞLADIM VE AĞLADIM. 

Duştan çıktığımı hatırlıyorum. Daha ağlayacak gözyaşım kalmamıştı. Giyindim ve dışarı çıktım. Çimde bisiklet sürdüm. Bisiklet gidonu delikti. Onu koruması için ince lastik takmışlardı. Sağ gidondaki lastiği açtım. Böylece içine bir şeyler saklayabilecektim. Babam çiçekçiydi. Bıçak tarzı şeyler çok vardı ve babamda evin bir yerlerine koyardı. Bıçaklarından küçük bir tanesini aldım ve lastiğe sakladım. Sonrasında lastiğin derin bir yerine sıkıştırdım. 

Bisikleti aldım ve mahallede turlamaya başladım. 

O gün; içimde birşeyler değişti. O sabah Dünya’daki en vurdumduymaz çocuk olarak uyandım. Hep dans ettim ve mahallede saklambaç oynadım. Herkese selam veriyor ve her zaman gülümsüyordum. 

Bıçağı bisikletime sakladığımda, tüm duygularımıda içeride derin bir yere attım. 7 yaşımda kendime güçlü olmalısın dedim. Güçlü olmalısın ki kimse senin canını acıtamasın. 

O günden sonra, omuzlarımda kocaman bir yük oluştu, kalbimde de kocaman bir sır. Çocukluğum kesin bir şekilde sona ermişti. 

10 yaşında, alkol içiyordum

11 yaşında, ot içiyordum.

12 yaşında, arkadaşlarımla birlikte çalıntı arabalarla geziyorduk. 

13 yaşında, mahalledeki büyük kızlarla seks yapıyordum.

Bastırmak zorunda olduğum endişe ve korkuyu telafi ediyordum. Tüm öfkemi spora yönlendirdim. Güçlü olduğumu herkese göstermek zorundaydım. Alphaydım. Bulaşılacak biri değildim. 

Duygularımı içime hapsettim. Geleceğimi canlandırmada inanılmaz bir şekilde iyiydim. Parkta basketbol oynar ve NBA’de olmanın hayalini kurardım. Başa çıktığım yol buydu. Kaygım her ne zaman olursa olsun, o travmadan bir anı alırdım. Bunu alkolle bastırırdım yada kadınlarla veya rekabetle. 

25 yıldır bana ne olduğu hakkında kimseye bahsetmedim. Missouri Üniversitesi’ne gittim. Sonra da NBA’e. Okul balosuna gittiğim kızla evlendim ve şimdi 4 çocuğumuz var. Ligde herhangi birine soracak olursanız. Hepsi aynı şeyi söyleyeceklerdir. “ Keyon Dooling zorluklara göğüs geren biri “

2012’nin Eylül Ay’ı. NBA’deki 13. yılıma başlamak üzereyim. Seattle’ın merkezinde güzel bir restoranttayım. Bir hayalet gördüm.

 

Etin en güzel kısmını yemiştim. Tatlımın gelmesini bekliyordum. Avery Bradley’in hayır kurumuna yardım için birlikte merkezdeydik. Bölgedeki 500 aileye yemek sağlamıştık. O gece sponsorların biriyle akşam yemeğine çıkmaya karar verdik ve birlikte takılmaktan keyif alıyorduk. 

Tuvalete gittiğimde, bana o şeyleri yapan büyük çocuk pisuvardaydı ve zil zurna sarhoştu. Her yere işemişti. Onu sağdaki boş koltuklardan birine oturttum. Kapıyı açık bıraktım. 

Bunları yaparken, kıçımda nereden geldiğini bilmediğim bir el hissettim. Etrafımı döndüm. Sarhoş adamın eliydi. O an kalbimin yerinde olmadığını hissettim. Pantolonumun fermuarını çektim ve ona baktım. Elim adamın yüzünden 2 cm uzaktaydı. “ Hey adamım, biliyorsun değil mi şu anda seni öldürebilirim “ dedim. 

Güldü.

Sonra muhtemelen 25 yıldır söylemeyi beklediğim şeyi söyledim. “ Bende ne görüyorsun ? Kim olduğunu sanıyorsun da bana bunu yapıyorsun. “

Hala şaka yapmaya çalışıyordu. Döndüm ve masaya yürüdüm. Masaya oturduğumda kalbim patlayacakmış gibi hissettim. Herkese ne olduğunu anlattım. İlk başta kimse bana inanmadı. Bana inandıklarında bile bunu ciddiye almıyorlardı. 

Hulk filmini izleyerek büyüdüm. O an Lou Ferrigno gibi hissettim. Lou, Hulk’a dönüştüğünde bilirsiniz, şiddetli bir kalp ritmi duyardın. 

Dooon – doooonnn. Doooonnn – Doooonnn

Ve oluşumu değişmeye başlardı.

İşte o bendim. Patlamak üzereydim.

Demek istediğim onları gülerek geçiştirdim “ Tamam çocuklar şimdi ihtiyacım olan tek şey bir bardak kırmızı şarap. Çünkü; sakinleşmeye ihtiyacım var. ”

Sponsorlar güldü. Fakat bu aklıma: “ Doooonnnn – dooooonnnn “ sesini getirdi.

Kalbim hala atıyordu. Masadan kalkmak için müsaade istedim. Biraz temiz hava almaya ihtiyacım vardı. Dışarı çıktım ve dışarıda öylece ayakta duran o sarhoş adamı gördüm. Onu yeniden görünce kendimden geçmiştim. Boğazını kavradım. Avucumun içinde soluk borusunu hissedebiliyordum. Hemen orada onu öldürmek istedim. 

Tanrıya teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımdan biri o an beni dışarıdan takip ediyormuş. Adama herhangi bir zarar vermeden önce beni adamdan alıp uzaklaştırdı ve beni sakinleştirdi.

O gece hotel’e döndüğümde, duvarlar üstüme geliyor gibiydi. Kalbim yavaşlamıyordu. Göğsüm sıkışmıştı. Yatmayı denediğimde, gözümün önünde yeniden o anlar canlanıyordu. Kötü anılar.

Yağmurlu bir yaz akşamı; İlkokul’un spor salonu, 2 soda, binalar, porno. Büyük çocuk, bisiklet gidonundaki bıçak, utanç, acı. 

Sadece basketbol oynamak istemiştik. 

Sonra daha da kötüleşti. 

Tüm bu resimler zihnimde peş peşe sıralanmaya başladı. Duymazdan gelemedim. Korkuyu yaşadım. 

Annemi aradım. Eşimi aradım. Telefonda birlikte dua ettik. Fakat hisler asla peşimi bırakmadı. Eve Boston’a döndüğümde bile, tamamiyle mahvolmuştum. Paranoyak oldum. Birşey yiyemedim. Uyuyamadım. Hemen sağdaki köşede tehlike varmış gibi hissettim ve bu durum beni hasta ediyordu.

Nasıl hissettirdiğini bilirsin değil mi ?

Uyanık olduğum her an yavaş geçen şut süresi gibiydi. Her basketbol oyuncusu bahsettiğim endişe hissini bilir. Saat her 7 saniyede bir başa dönüyor ve her defasında 0’a iniyor gibiydi. Yeniden, yeniden ve yeniden. 

Çocuklarımın gözlerinde o korkuyu görebilmem bu durumun en kötü tarafıydı. Babaları hakkında birşeylerin ters gittiğini biliyorlardı ve bu çok kötüydü. 

Teselli yoktu. Bir an gerçekten öleceğimi düşündüm. Bütün bunların yanında hala basketbol oynayacak olmam düşüncesi çok fazlaydı. Böylece oğlumu kaptığım gibi arabayı sürdüm. Artık Danny Ainge’e basketboldan sıkıldığımı anlatacaktım. 

Sonrasında atıp tutmaya ve delice şeyler söylemeye başladım. 

Ve asıl tuhaf olan ne biliyor musun ? Çoğu insanın farketmediği

Onlar hep arkamdaydı.

Danny iyi yüreklilikle bana baktı. Rajon ve Avery’de aynı şekilde.. Tüm Celtics organizasyonu içtenlikle bana baktı.

Hala kendime her şeyi neyin tetiklediğini söylememiştim. İnsanların benim hakkımda nasıl düşünecekleri hakkında hala çok endişeliyim. Sanırım beni zayıf olarak göreceklerinden korkuyordum. Yada 7 yaşındayken, o apartmanda başıma gelenlerden sonra beni yıkılmış biri olarak göreceklerinden. 

Fakat Celtics bana sadık kalmayı hiç bir zaman bırakmadı. İnanılmazlardı. Bundan hiçkimseye bahsetmediler ve kendi koşullarımla yardım almama izin verdiler. Dürüst olmam gerekirse; yardım almak hayatımı kurtardı. Doc ve Danny ülkedeki en iyi uzmanlarla benim için görüşme ayarladı. Harvard’a gittiğimde, belki beklediğim koşullar altında değildi fakat bunu başardım. Harvard Tıp Okulunda, Timothy Benson’ın ofisine girdiğimde; kendim hakkımda şöyle bir düşündüm. “Başardık baba. Ivy ligine yükseldik.”

Dr. Benson hayatımı değiştirdi. İyileşmenin benim için gerçekten başladığı yer burası. Çünkü; bana baş ettiğim bu hissin bir ismi olduğunu açıkladı. Aslında çocukluğumdan kaynaklanan bu travma sonrası stres bozukluğu yaşıyordum. 

Basketbolcular olarak; süreç için vaktimiz yok. Her zaman ileriye devam etmek zorundayız. Bir diğer şuta, diğer çeyreğe, diğer şehre, diğer maça. Hayatımın 25 yılını dikiz aynası olmadan yaşadım. Duygularımı bastırması için alkol kullandım. Kadınlarla birlikte oldum. Basketbol oynadım. Fakat Seattle’da tuvalete girdiğimde herşey birden bire yeniden ortaya çıktı. 

Benimki eşsiz bir durum değil. Fakat maalesef; akıl sağlığı ve cinsel istismar hala tabu konular.  Yalnızca NBA’de değil. Bir bütün olarak Afro-Amerikan toplumunda da. Bu toplulukta büyüdüm. Konu her gündeme geldiğinde kullanılan kelimeleri zaten biliyorsunuz.

“ Baş hekim “

“ Psikiyatrist “

“ Deli değilim “

“ Yumuşak değilim “

Şeker hastalığımız olduğunda tedaviye başlarız. ACL’imiz yırtıldığında ameliyat oluruz. Fakat kalbimiz kırıldığında yada canımız yandığında, ne yaparız ?

Bunu benimseriz. Acımasız oluruz. Bir güne kadar tüm hayatımızı hayaletlerden kaçarak geçiriyoruz. Sonra bizi yakalıyor ve böylece problemi çözmeyecek olan o tüm kişisel tecrübelerden, alkolden, kadınlardan ve paralardan konuşuyoruz. 

Sonunda tek bir çıkış yolu var. Kaçmayı bırakmak ve hayaletle yüzleşmek.

Şu anda bunu okuyorsanız ve benzer travmatik bir durum yaşıyorsanız, size yalvarırım gidin ve profesyonel bir yardım alın. Kafesteki bir hayvan gibi akıl hastanesinin alt katında kapalı kaldığımda, Tanrı’ya bana yardım etmesi için ağladım ve acı çekmeme yardım ettiği için Tanrı’ya şükredmeliyim. Travmaların üstesinden gelmeme ve daha iyi bir adam olmama yardım ettiği için. Ve ayrıca Danny’e, Avery’e, Doc’a, Rajon’a, Dr. Benson’a ve tabi ki eşime teşekkür etmeliyim. En çok ihtiyacım olduğu anda bana sevgi ve merhametle yaklaştılar. Beni deli biri olarak görmediler. Yardıma muhtaç olan bir arkadaş gördüler. Terapiden yıllar sonra şimdi şunu söyleyebilirim. Bir çocuk olarak cinsel istismara uğradım. Bir insan olarak bu beni tanımlamadı. Rüyalarıma ulaşmaktan ve 4 çocuk sahibi olmaktan alıkoyamadı. 

Birşey canını acıtıyorsa, git yardım al.

Bunu bir kez daha söyleyeceğim. 

Tanrıya seslenebilirsin fakat ikinci çağrın doktor olmalı.

                                                                          KEYON DOOLİNG

 

ÇEVİRİ: Doğukan Diner

Kaynak: https://www.theplayerstribune.com/en-us/articles/keyon-dooling-the-ghost?utm_source=social&utm_medium=twitter&utm_campaign=mh0518&utm_term=keyon%20dooling&utm_content=the%20ghost

Doğukan Diner

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir