NBA Günlükleri

Portland Trail Blazers Bir Kez Daha Şampiyon Olur mu?

Geçtiğimiz birkaç senenin en sürpriz takımlarından birisi Portland Trail Blazers. 1970 senesinde lige dahil olsalar da, 48 senelik tarihlerinde yalnızca bir kez, 1976-77 sezonunda şampiyon oldular. B. Walton önderliğinde 0-2 geride iken saha avantajı da Philadelphia 76ers elinde iken J. Erving’e karşı müthiş bir takım oyunu çıkardılar ve sonraki iki maçı ezici üstünlükle, son iki maçı ise küçük farklarla kazanarak ilk ve tek şampiyonluklarına ulaştılar. Peki yakın dönemde onları bir kez daha şampiyon görebilir miyiz? Hikayeyi tam manası ile anlayabilmek adına biraz geriye dönelim.

 

2008’den 2011’e kadar 3 sene üst üste o dönemki yıldızları Lamarcus Aldridge ve Brandon Roy etrafında oldukça başarılı kurulan kadrolar ile (Marcus Camby, Gerald Wallace, Andre Miller, Rudy Fernandez, Nicolas Batum, Wesley Matthews, Patty Mills gibi yardımcı oyuncular ile yan parçalar oluşturmak suretiyle) play-off konferans ilk turunda elendiler. Üstelik bu draft 1 numarası olan seçimleri Greg Oden’ın üst üste sakatlıklar ile boğuşmasının hemen sonrasında gerçekleşti. Sonrasında basketbolu, ağır sakatlıklardan ötürü epey erken bir yaşta ve epey iyi bir formdayken bırakmak zorunda kalan Brandon Roy etkisi ile oldukça kötü bir sezon geçirdiler. Sezon sonunda ise drafttan uzun süreler hatırlanacak bir oyuncu ile ayrılmayı başardılar; Damian Lillard…

 

 

Bu oyuncunun etkisini şöyle anlatabilirim. Ligdeki henüz 4. senesinde  Damian Lillard’ın ulaştığı ortalamalar(yaklaşık): 25 sayı – 7 asist – 4 ribaund

 

Bu ortalamalara ilk 4 senesinde ulaşabilen oyuncular:

 

2000’ler:

  • D.Rose
  • L. James
  • D. Wade

 

2000 öncesi:

  • T. Archibald
  • P. Maravich
  • C. Scott
  • D. Bing
  • O. Robertson

 

Ve daha da güzel olanı Damian Lillard’ın her sene performansını belli bir miktar artırıyor oluşu. Gittikçe hem sayıları, hem yüzdeleri artıyor. Hani hem iyi çok hem de daha verimli oynuyor günbegün. Peki bu takıma nasıl mı yansıdı? Çaylak senesinin hemen sonrasında (Sophomore senesi), Portland zor bir fikstüre sahip olmasına rağmen (istatistiki açıdan, SRS yani Simple Rating System ismi verilen formül ile hesaplanmıştır) 19 galibiyet yükselerek 2013-14 sezonunu 54-28 ile 4. Houston Rockets ile aynı derecede 5. sırada bitirdi. Ayrıca bu sezonda takıma çaylak olarak Allan Crabbe ve CJ. McCollum da katıldı. Takım şöyle şekillenmişti:

 

  • PG : Damian Lillard
  • SG: Wesley Matthews
  • SF: Nicolas Batum
  • PF: Lamarcus Aldridge
  • C: Robin Lopez
  • Yedekler: CJ McCollum – Thomas Robinson – Earl Watson – Mo Williams – Dorell Wright – Myers Leonard – Allan Crabbe – Joel Freeland – Will Barton

 

 

Hemen hemen her pozisyonlarında en az bir iyi ilk 5 oyuncusu ve bir yedeğe sahiptiler, yan parçalar ise gerçekten değerliydi. Zaten play-off ilk turunda da Harden – Lin – Ömer Aşık – Howard etrafında dizili bir Houston Rockets’ı 4-2 ile geçtiler, ki izlemeyenlere net tavsiye edilecek seridir. Lamarcus Aldridge’in doğru oynatıldığında nasıl durdurulması imkansız bir silah olduğunu görmek isteyenler kaçırmasın. Ancak ne yazık ki konferans yarı finalinde tüm zamanların en mükemmel hücumlarından birini oynayan ve “pace & space” dönemini resmen başlatan Spurs ile eşleştiler, 4-1 yenilerek seneyi tamamladılar. Aslına bakılırsa birkaç senede çok güzel bir gelecek vaad eden genç bir takım kurulmuştu ve işler tıkırında gibiydi.

 

Bir sonraki sezon takım şeması görece aynı kalsa da birçok sakatlık takımı kötü etkiledi. 18 kişilik gayet iyi bir kadroları olsa da bu anca onları oldukları seviyede tuttu ve sezonu 51-31 ile kapattılar. Playoff’ta ise son iyi zamanlarını geçiren Memphis Grizzlies ile karşılaştılar. Mike Conley’nin Lillard’a, M.Gasol ve Z. Randolph’un ise L.Aldridge’e baskın gelmesi ile seri boyunca yıldızlarından döküntü performans alan takım 4-1 ile playoff’lara veda etti. Bir bakıma bu, bir çöküntünün fitilini ateşledi.

 

O sezon bitiminde birer birer Lamarcus Aldridge’i, W.Matthews’ü, N.Batum’u ve R.Lopez’i kaybetti Portland. Bu oturmuş ilk beşlerinin 4 oyuncusu demekti. Herkes Portland’ın şanssızlığını veya belki yönetim beceriksizliğini konuşuyor ve takımın önlerindeki 3-4 sene ligin dibinde kalıp tanking yolunu tutmasını bekliyordu. Ancak Damian Lillard’ın All-star arasından lig bitimine kadar olan zamanda efsaneleşmesi geleneği burada devreye girdi. Portland seneyi önceki seneden yalnızca ve yalnızca 7 galibiyet eksikle kapatırken Lillard kumandaya çoktan geçtiğini ilan etmişti. Playoff’lar başlarken şampiyonluk için aday takımlardan Los Angeles Clippers ile eşleştiler. Biraz hırs, biraz şans; seri 4-2 Portland lehine bitti ama bir sonraki turda “yenilmezler” Golden State Warriors ile eşleşip 4-1 ile seneyi bitirmiş oldular.

 

Bir sonraki sene senaryo oldukça benzerdi ve bu sefer ilk turda yine GSW engeline karşı dağıldılar. Bu serinin son maçının ilk çeyreğinin ilk yarısı, sadece 6 dakika bile bu eşleşmenin ne kadar adaletsiz olduğunu ispatlamıştı. Şahsen ömrümde basketbol adına gördüğüm en umutsuz tablolardan biriydi. Ama bu senenin Portland adına en garip olayı(takas konusunda da garipliklerde belki ilk 10’a girer) takas döneminde gerçekleşti. 8.sıra için en önemli iki takım Trail Blazers ve Denver Nuggets’tı. O dönem pota altında iki potansiyel sahibi oyuncu vardı Denver’da; Yusuf Nurkic ve “Joker” Nikola Jokic. Bunlardan birini kesmeleri gerektiğini fark edip takaslamaya karar verdiler. İşin garip yanı şu; takasta Nurkic’i verip M.Plumlee’yi alırken Memphis’in ilk tur draft hakkını da gönderip, Portland’ın ikinci tur draft hakkını ve bir miktar da para aldılar. Sıkıntı burada başlıyor. Zira pota altı gönderirken yine pota altı aldılar, draft pick’leri zayıfladı. Ve daha kötüsü; Yusuf Nurkic Portland’da bomba misali patladı, defansta ve hücumda gösterdiği çaba ile takımın performansını olumlu yönde çok büyük etkiledi. Son maçlara gelinirken Portland’ın çok rahat, Denver’ın ise çok zor bir fikstüre sahip olması ile, takas öncesinde avantaj Denver’da iken bir tık vites artıran Portland, 3-4 maç geriden gelip Denver’ı geçti. Bu durum playoff’ları pek etkileyemese de, takımın geleceğinde bir noktayı değiştirdi, ki ona da az sonra geleceğiz.

 

 

Yine sezon arasında pek bir hamle yapmayan Portland seneye başlarken hedef maksimumda 7-8 gibi bir sıradan playoff’a girmek veya tanking olabilirdi. En azından herkes bunu bekliyordu. Zira önceki sezonu 41-41 ile kapatmışlardı. Önceki sezonlarda oyunculara verdikleri akla ziyan kontratlar yeni oyuncu almalarını engelliyordu. Ama işler beklenenden farklı gitti. Artık iyiden iyiye “bromance”e bağlamış ilişkileri ile CJ McCollum ve Damian Lillard sene boyunca 4-5 ile 9 arasında dolaşan takımlarını 3.sıradan playoff’a sokmayı başardı. Peki playoff’ta ne mi oldu? En azından ilk turda çok fazla zorlanmaması beklenen Portland Trail Blazers sahadan silindi, gerçek manada: 4-0 ile “süpürüldüler”. D.Lillard’ın hücumu sürekli zorlaması bu sahnenin oluşmasında en temel etken sayılabilir elbette. Ama asıl sebep bu kadarla bitiyor mu?

 

Trail Blazers her ne kadar 4 ilk 5 oyuncusunu aynı dönemde kaybedip zorlu batı konferansında sürekli playoff yapmaya devam etse de, bu süreç içerisinde Nurkic dışında pek de iyi bir performans gösteremedi konu kontratlara gelince. Tamam çok büyük yetenekler çekilememiş olabilir ve bu bir noktaya dek anlaşılabilir olmalıdır. Ama ortalama veya (katkı bakımından) ortalama altı oyunculara felaket niteliğinde yüksek kontratları hoyratça verdiler. Ve şu noktada takımlarının son 2 seneden çok da iyi olmasını beklemek doğru olmayacaktır. “Eh, batı üçüncülüğü pek fena değil, en azından şansları var” dediğinizi duyar gibiyim. Üzgünüm ama hayır. Çünkü…

Çünkü her ne kadar üçüncü olsalar da, sezonu 9. bitirip playoff dahi yapamayan Denver ile aralarında sadece ve sadece 3 galibiyet vardı. Playoff’ta eşleştikleri Pelicans ise aralarında üç sıra olmasına rağmen sadece 1 maç aşağıdaydı. Yani 3.olmanın bir başarı, hele bu kadro ile büyük bir başarı olduğunu düşünsem de, bu başka herhangi bir sezonun üçüncülüğü ile asla bir tutulamayacak bir üçüncülüktü. Misalen aynı galibiyet-mağlubiyet oranları bir önceki sezonda sadece altıncılığa yetiyordu, daha önceki sezon beşincilik ondan önceki sezon ise (division ayrımları o sene henüz kalkmamıştı ama kalktığını varsayarsak) yedinciliğe yeterli olacaktı.

 

İş burada tehlikelileşiyor. Ellerinde bulunan en iyi iki oyuncu gard(Lillard ve McCollum), üçüncü oyuncu ise (Y.Nurkic) bir pota altı. Normalde fena tablo olmasa da Nurkic’in oyun tarzı gitgide bugünün oyununda değersizleşiyor. Şutu zayıf, dış savunması yıkık bir oyuncu. Playoff’larda yaşadıkları spacing probleminin kaynağı tam olarak da bu. Takımın elinde iş görür parça olarak sadece iki gard bulunması. Zira üstteki eksikliklere ek olarak Nurkic, ayakları çok yavaş bir oyuncu ve hızlı oynayan, perdeler ve perde üzerinden adam değişimleri ile oynayan takımlara karşı savunmada büyük bir zaaf. Birebir savunması kendi çapında bir oyuncuya karşı oldukça iyi olsa da (Nurkic’in dev bedeninin de etkisi ile), bir tık yukarı çıkamayacağı aşikar. Sezon içinde oldukça iş görse de ileri noktalarda büyük tıkanıklıklara sebep oluyor Nurkic. İsim saymaya bile gerek duymuyorum, gard pozisyonları dışında “bu adam şut atsın” diyeceğiniz tek adam (eğer yerseniz) M.Harkless. Harkless’ı çok beğensem de ortalama altı veya en iyisi ile ortalama bir rotasyon oyuncusu.

*Ezeli takımdan ayrılsa da kontratı garanti ücret olduğundan, para ödenmeye devam edecek.

 

Hadi en iyi iki oyuncun parasını hak ediyor diyelim(birbirlerinin %100 oynamasını engelleyen, çakışan oyun tiplerinin olduğunu göz ardı ediyorum, uyumları iyi ve başarılı performansları var diye es geçiyorum diyelim). Hadi Nurkic için de en azından normal sezon için 10 milyon helali hoş olsun. Ama Leonard, Turner ve Harkless üçlüsünün bu sene 38.5 milyon almasını aklım almıyor. Durum 2-3 senedir bu halde olunca da yeni oyuncularla kadro güçlendirilemiyor. Elbette bu kadar farazi olması mümkün değil az sonra vereceğim tablonun ama durumun vahametini anlatabilir;

Yani E.Turner parasına Draymond Green, M.Harkless parasına Rudy Gay, M.Leonard parasına da Fred VanVleet, Kyle Anderson, Julius Randle veya Markieff Morris gibi oyuncuları almak mümkün. Bahsettiğim gibi kontratlar hangi zamanda ve hangi koşullarda imzalandı, bu çok önemli, sadece aynı para diye o oyuncu alınamaz; lakin birileri bir şekilde bunu yapmış, defalarca yapmış, sen yapamamışsan seni suçlarım!

 

Tehlike demiştim, Portland bu maaşlarla dışarıdan oyuncu alamıyor evet; ama aynı zamanda sürekli bir şekilde yukarıda da kaldığı için, büyük bir draft oyuncusu çekmeleri de mümkün olmuyor.

 

Görüşüm o ki, şu anda eğer bir şekilde Lillard-McCollum ikilisini dağıtmazlarsa ellerindeki oyuncuları göndermeleri ve başka oyuncu almaları pek de mümkün değil. Ancak bu ikiliden birini bir paket yaparak gönderip karşılığında toplamda daha iyi oyuncular alırlarsa belki takımın gidişatı bir tık düzelebilir. Peki ya böyle bir takas yapılmazsa? Açıkçası bu kadro başarısız olacak bir kadro değil, en başta altyazı minvalinde geçtiğim gibi Lillard gittikçe büyüyen, hali hazırda da büyük bir oyuncu. Ama bir adım daha öteye gitmelerini de mümkün görmüyorum. Belki 2 sene daha bekleyip, bahsettiğim yüksek maaşlı oyuncularının kontratının bitmesi ile harekete geçebilirler, ancak bu kez de en iyi iki oyuncularının “prime”larının yani en iyi dönemlerinin bitmesi söz konusu olabilir. Kaldı ki yeni ve iyi bir kadro kurabilecekler mi, hadi kurdular diyelim o kadro ne kadar uyumlu olacak ve bu uyumu tutturmak ne kadar sürecek soruları da cabası.

 

Her ne kadar anlık başarıları takdire şayan bir takım olsa da kısa vadede Portland için bir şampiyonluğun hayal olmaktan öteye gidemeyeceğine inanıyorum, 2 gerçekten büyük potansiyeli Oden ve Roy’da kaybetmek ve sonrasında 4 iyi oyuncunun aynı anda takımdan ayrılması gibi faktörlere rağmen ayakta kalmaları büyük başarı kesinlikle, fakat bu en tepeye çıkmak için yeterli değil. Elbette basketbol bir spor, ve özellikle bu tür takım sporlarında bazen neyin ne olacağı pek bilinmiyor. Lakin kısa vadede bir şampiyonluk, ancak büyük bir mucizeler serisine bağlı. Bakalım basketbol tanrıları bize ne gösterecek.

Furkan Sarıca on EmailFurkan Sarıca on FacebookFurkan Sarıca on InstagramFurkan Sarıca on Twitter
Furkan Sarıca
Genç bir basketbolsever, aklına gelenleri yazar.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir