NBA Günlükleri

BASKETBOLUN ZAMANSIZLARI #1: Doug Christie

Tesla’nın bıraktığı miras da Vespucci’nin yaptığı yolculuk da Lidyalılar’ın icadı da Einstein’ın teorileri de ayrı ayrı değiştirdi tarihin akışını. Doğru zamanda doğru yerde olma kavramının tersine, onlar zamanı da mekanı da kendi lehlerine değiştirmeyi tercih ettiler.  

Basketbolu konu alırsak; Dr. Naismith akışı değiştirdi; Mikan, RussellJabbar, Magic, Bird, MJ, Mamba, LBJ gibiler yön verdi. Onlar zaman ve mekan kavramının içinde yok olmak yerine bu kavramı kendileri şekillendirdiler ve basketbolu bugünlere getirdiler.  

Peki ya doğru zamanda doğru yerde olamayanlar. Çağının gerisinde veya ilerisinde olanlar. Olanı değiştirecek kadar kabiliyetli olamayıp adeta ortama uyum sağlamak zorunda kalanlar. Hani hep denir ya ülkemizde de: “Hedo’yla Memo şimdi oynasa NBA’in en değerli oyuncuları arasında olurdu.”, ya da “Şut atabilen uzunun en iyi örneklerinden Memo şimdi oynasa maksimuma bile oynayabilirdi.”, diye. Elbet tabii tam tersi de mevcut bu örneklerin. Mesela Philadelphia’nın lotarya seçimleri Jahlil Okafor ve Nerlens Noel gibi oyuncular. Bundan 20 sene önce lige girseler belki de bambaşka yerde olabilirlerdi.  

Bu yazı dizisinde de tarihin akışına kapılıp kah yanlış zamanda kah yanlış yerde olan oyunculardan bahsedeceğiz. Bundan 20 30 sene önce değil de şimdi draft edilse dediğimiz oyuncular olacak, şimdi değil de keşke bundan 15 sene önce lige adımını atsaymış dediğimiz oyunculardan da bahsedeceğiz. İlkiyle başlayalım. 

Değişen basketbolda pozisyon kavramının iyice ortadan kalktığı aşikar. Artık NBA’de oyuncular birden beşe değil, backcourt (arka alan) ve frontcourt (ön alan) olarak adlandırılıyor. Backcourt oyuncuları takımın kısalarından meydana gelirken, ön alan denilen kısımda takımın forvetleri ve uzunları yer alıyor.  

Backcourt pozisyonundan temel beklenti elbette oyunun temposunu ve seti ayarlamak, öte yandan sahadaki beş oyuncudan azami şut katkısı zaruri bir ihtiyaca dönüşmüş vaziyette. Dolayısıyla kısa oyuncuların hem saha görüşü hem de şut performansı olarak üst düzey olmaları takımların en büyük  beklentileri. 3 & D forvetler, şutör uzunlar neyse şut kabiliyeti ve yüksek tempoda saha görüşüne sahip kısalar da takımlar için olmazsa olmaz parçalar. Elbette işin savunma kısmında da adam değişimine uygun oyuncular takımların vazgeçilmezi konumunda. Uzun oyuncu kısayı, kısa oyuncu da uzunu savunmak en kötü ihtimalle yavaşlatmak ve ritmini bozmak durumunda.  

Gelelim 90’lar sonu ve 2000’ler başında oynayan fakat günümüzde oynasa yukarıda saydığım ihtiyaçları en net karşılayabilecek, zamanının gözde şutör gardlarından birine, o isim: Doug Christie. 

UYUM 

1970 Seattle doğumlu Christie 1992 yılında, şehrinin takımı Supersonics tarafından 17. sırada seçildi. Ardından hakları Sam Perkins takasında Lakers’a gönderildi. Lakers, henüz maça çıkmamış bir oyuncuyu ve uzun Benoit Benjamin’i, Sam Perkins gibi gözde bir uzun karşılığında kadroya katıyordu. Dönemin Lakers genel menajeri Jerry West yaptığı açıklamada şunları dile getirecekti: “Magic’in ayrılığından sonra bu tarz bir hamle yapmak durumundaydık. Bu hamle bizim gençleşmemizi ve daha dinamik bir kadroya sahip olmamızı sağlayacak.” Christie henüz NBA’de maça çıkmamıştı ve Lakers’la kontrat görüşmeleri yapıyordu, 22 yaşındaki oyuncuya güveni sonsuz olan dönemin Lakers koçu Pfund Christie hakkında: “Birçok pozisyonda oynayabilen bir oyuncu, çok iyi bir forvet olabilir.”, diyordu. 

Christie işte böyle, altın çağını yeni kapatmış, yeni bir yapılanma içinde olan Lakers’la NBA kariyerine adımını atıyordu. Lakers’la geçirdiği bir buçuk sezonda kısıtlı süre bulabilen ve tam manasıyla kendini kanıtlayamayan Christie, iki tane ikinci tur draft hakkı karşılığında 1995’te Knicks’e takaslandı. Burada da istediğini bulamayan Doug, 1996’da Kanada’ya, Toronto’ya doğru yola çıktı.  

Raptors formasıyla dört buçuk sezon geçiren Doug, burada NBA’e kendini kanıtlama imkanı buldu ve ilk beşin vazgeçilmez ismi oldu. Vince Carter, Tracy McGrady gibi süper yıldızlarla aynı takımda oynama şansı bulan Dougkah şutör gard pozisyonunda oynadı kah kısa forvet kah gard. Özellikle Damon Stoudamire’ın ayrıldığı 98-99 sezonundan itibaren, klasik bir gardın olmadığı ilk beşte, Vince ve Tracy ile beraber topa hükmeden isim oldu.  

Toronto’da oynadığı son iki sezonda topu getiren oyuncu oluşu, setin temposunu ayarlaması, hem tepe hem forvetten oyunu yönlendirme özelliklerini geliştirmesi, kariyerinin zirvesini bulmasını sağlayacaktı. Christie tüm bu özelliklerinin yanı sıra yüksek üçlük yüzdesiyle de dikkatleri çekiyordu. Öte yandan yaptığı savunmayla da ligin elit savunmacıları arasına girmeye başlamıştı. 2000 yazında Raptors onu Corliss Williamson karşılığında Sacramento Kings’eChristie’nin kariyer hikayesinin en güzel kısmının yazıldığı yere takasladı 

SOL ŞEYTAN HAVAYA 

Peki ya günümüz basketbolu ve basketbolcuları yalnızca saha içinde yapabildikleri ve yapamadıklarıyla mı gündem oluyor? Jokic’in verdiği kilolar ne kadar meşgul etti gündemi öyle değil mi, ya da Kyrie düz dünyacı olmasa, LeBron’un yanından olaylı şekilde ayrılmasa bu kadar gündem olur muydu? Elbette saha dışındaki bu hadiseler de oyuncuların göz önünde olmasında bir nebze etken. 

Christie için de saha içi özelliklerinin modern oyuna ne kadar yatkın olduğu gerçeğini görebiliyoruz fakat bir de saha dışında yaptıklarının günümüz sosyal medya çağında ne kadar ses getirebileceğine bakmak lazım. Doug Christie, basketbol sahasında yaptıklarının yanı sıra evliliğiyle de günümüzün gündem isimlerinden biri olabilirdi. Bazı oyuncuların ne kadar iyi evlilikler geçirdiğini, ne kadar iyi birer aile babası olarak gündeme geldiğini biliyoruz. Elbet tabii bazılarının da imza attığı skandallar gündemimizi meşgul etmiyor değil.  

Konu Christie olduğunda romantizmin boyutu normal sınırları aşıyor desek yanlış olmaz. Bir kere elindeki J 13 C dövmesi bile bazı şeyleri açıklamaya yetiyor. Doug’ınJackie ile olan evliliği adeta dillere destan. 

Küçüklüğümde Kings’i izlerken bu 13 numaralı adamın her basketten sonra sol elini işaret ve serçe parmağı açık şekilde havaya kaldırması hep dikkatimi çekerdi. Daha sonra öğrendim ki bu hareket karısı Jackie’ye çaktığı bir selammış. Evlilikleriyle alakalı enteresan hikayeler de yok değil. Doug’ın hiçbir kadınla profesyonel bir sebep olmadığı sürece ikili iletişime girmediği rivayeti dolaşır mesela. Öte yandan Doug’ın Toronto’da oynadığı dönemde bir maç çıkışı, bir kadın taraftarın kendisinden imza istemesi ve kendisine sarılmaya çalışması sonrası Jackie, “Çek o ellerini kocamın üzerinden!”, diyerek kadına çıkışması da bu aşkı açıklayan ayrı bir örnek. Ayrıca Jackie, sezon boyunca oynanan 41 deplasman maçının 25-30 tanesine kocası ve takımla beraber seyahat etmekten sıkılmayan ve yorulmayan bir eşmiş, aşka bakar mısınız?

KEŞKE… 

Kings’e gelmeden önce NBA’in mütevazı takımlarından birinde 5 sene geçirmiş olan Christie, Sacramento şehrinde şampiyonluk arayışında olan bir takımın kritik bir parçası olacaktı. İlk beşin vazgeçilmezi olduğu dört sezonda bir kere en iyi savunma ve üç kere en iyi ikinci beşine seçilen Doug, yüzde 37 gibi oldukça iyi bir üçlük yüzdesiyle oynayacaktı.  

O dönemlerde bu istatistikleri All-Star olmasına yetmeyecekti elbette çünkü ne kadar verimli olursa olsun sıfatı bir rol, bir görev oyuncusundan öteye geçmiyordu. Dönemin oyun anlayışı içerisinde yıldız olması pek de mümkün değildi. Öyle ya o zamanlar hücumda üçlük oyunun temel parçası değildi. Öyle olsaydı belki de takımın şut ihtiyacını fazlasıyla karşılayan Peja gibi o da takımın All-Star parçalarından biri olabilirdi.  

Öyle veya böyle sakatlıkların amansız pençesine düşmeden evel geçirdiği beş değerli senede Sacramento Kings ve NBA’in gözde oyuncularından biri olmayı başardı. Bir kere her şeyden önce rakipteki en önemli perimetre yıldızı kimse onu savunmak gibi önemli bir göreve nail olmuştu. Dört buçuk senenin ardından Sacramento’dan Orlando’ya takaslanırken Kaliforniya’nın başkentini kulüp tarihinin en çok top çalan ikinci oyuncusu olarak terk ediyordu. O kadar verimli geçen sezonların ardından ayrılırken çok mutsuzdu haliyle. Artı sakatlık belasıyla bıçak altına da yatınca 2005 yazında Orlando tarafından serbest bırakıldı. Sol bileğindeki sıkıntının geçmesiyle Dallas’a imza atan Doug burada yalnızca yedi maç oynayabildikten sonra tekrar sakatlandı ve Dallas’tan da ayrıldı. 2007’de son bir 10 günlük Clippers denemesi de sonuç vermeyince kariyerinin sonu gelmiş oldu. 

Her ne kadar yüzüksüz, All-Star’sız bir kariyer bitirmiş olsa da yaklaşık 10 sene boyunca NBA’in en verimli görev adamlarından biri olmayı başardı. Hem şut atabilen hem de savunmada takımına önderlik edebilen, ihtiyaç olduğunda top yönlendirme konusunda da hünerlerini sergileyebilen Doug, Toronto ve Sacramento’da istikrarlı şekilde takımının vazgeçilmezi olmayı başardı. Jackie Christie’yle olan evliliği, her maçta onlarca kez eşine selam göndermesi hala akıllarda. Öyle ya bu çift her sene yeniden evleniyor, her sene evlilik yıl dönümlerinde nikah tazelemeyi ihmal etmiyorlar.

1992’de Seattle’da başlayan yolculuk 2015 gibi bir yılda herhangi bir yerde başlasa belki de daha şaşalı bir kariyer ortaya çıkabilirdi. Öyle bir senaryoda Doug’ın oyun karakteri nasıl şekillenirdi, neleri başarabilirdi, nelerden mahrum kalabilirdi bilinmez ama ben onun şimdi oynasa en azından Kris Middleton seviyesinde bir basketbolcu olabileceğine her zaman inanmışımdır. Asist veya sayı yaptığında sol şeytan havada, savunmanın bel kemiği istikrarlı şutör Doug Christie.

 

Kutluhan Kocadağ
Purp & Gold

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir