NBA Günlükleri

ÇEVİRİ: Sevgili Siyahi Kızlar

WNBA’in genç yeteneklerinden Las Vegas Aces forması giyen A’ja Wilson’ın, Players Tribune’a yazdığı yazının çevirisi sizlerle. A’ja, siyahi bir kadın olmanın Amerika Birleşik Devletleri’nde yarattığı sıkıntılardan yola çıkıyor ve kendi yaşamından anekdotlarla beraber siyahi kızlara bu zorluklarla alakalı mesaj iletiyor. İyi okumalar.

Sevgili Siyahi Kızlar

Bu, isimlerinde apostrof olan tüm kızlar için. 

Bu, “çok gürültücü” ve “çok duygusal” olan tüm kızlar için.  

Bu, kendisine sürekli “Oh, saçına ne yaptın? Bu yeni.” denen tüm kızlar için. 

Bu, benim Siyahi kızlarım için.  

Size bir hikaye anlatayım, belki konuyla bağ kurmanıza yardımcı olur. Her şey bir doğum günü partisiyle başladı (Nasıl olur da birçok dramanın başladığı yer doğum günü partileri olabilir?!?!). 

Hopkins, Güney Carolina’da dördüncü sınıfa gidiyordum. Hani şu her köşesinde konfederasyon bayrağı görebileceğiniz yerde. Bayrak, restoranlarda gönderlerde dalgalanırdı, kahretsin ki State House’da bile dalgalanıyordu. Her yerde ama her yerde görebileceğiniz bir şeydi. Çocuk yaşınızda bunu tam manasıyla anlamıyorsunuz. Tabi dünya arkadaşça yaşayabildiğin bir yer o zamanlar, değil mi? İnsanların yüzüne söylediği şeyleri önemsiyorsun, kaale alıyorsun. Arkadaşların gerçekten senin arkadaşın. Sevdiğin şeyi gerçekten seviyorsun. Her şey iyi! 

Her zaman küçük sınıflarda daha rahat öğrenebilen bir çocuktum. Bu yüzden ailem beni Heathwood adında özel bir okula yollamıştı. O zamanlar okuldakilerin yalnızca yüzde onu siyahtı dolayısıyla arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğu beyazdı. Bu durumla alakalı en ufak bir şey düşünmüyordum. Asla bölünemez ufak bir ekibimiz vardı. Arkadaşlarımdan birinin doğum günü olduğunda, her şey okulda organize edilirdi. Herkes de “Aman Tanrım, şunun şunun partisini duydun mu? Ben de gidiyorum.”, diye tepki verirdi. 

Daha sonra bir gün, arkadaş grubumdan biri geldi ve “Partime geliyorsun değil mi?”, dedi.  

Ben de “Evet”, dedim.  

Ve sonra üzerime bombayı attı. “Güzel, ama dışarıda kalabilirsin.”, dedi 

Ben de, “Dışarısı? Neyden söz ediyoruz, kamp mı? Kamp falan mı yapacağız?”, dedim. 

Ve şöyle cevap verdi, “Hayır, parti benim evimde. Ama babam siyahi insanlardan pek haz etmez, yani…”

Bu çok gerçekçiydi. Bu öyle Nickelodeon’daki çok çok özel bölümlerden biri değildi, demek istediğimi anlayabiliyor musunuz? Bu sadece… “Babam siyah insanlardan pek haz etmez.” 

Yani… 

ha?” dercesine öylece durmuş ona bakıyordum.  

Pek gerçek gibi gelmedi. Bunu diyen kız benim arkadaşımdı sonuçta. Başka bir şey değildi. Biz her şeyi beraber yapmıştık! 

Çok üzücüydü ama daha da önemlisi böyle küçük bir yaşta bu tarz bir ders alıyordum. Çünkü ilk defa şunu anlıyordum: Ah bekle, sen yalnızca bir kız değilsin. Sen siyahi bir kızsın. Ve bazı insanlar seni sırf bu yüzden sevmeyebilir.

Herkesin hikayesi tamamıyla aynı değil. Fakat her Siyahi kız, hayatının bir döneminde bu Doğum Günü olayının kendine has versiyonunu yaşıyor. Bunu size yazma nedenim bu. Halının altına süpürülmenin nasıl bir his olduğunu biliyorum. Duymazdan gelinmenin, görmezden gelinmenin, ciddiye alınmamanın ne demek olduğunu biliyorum…

Ve en nihayetinde sesini yükselttiğinde… Ne diyorlar?

“Gürültücü.” 

“Sinirli.” 

“Ghetto.” 

Bazen kazanamayacağını hissedersin değil mi? Peki, burada size söylemeye çalıştığım şey, sizi duyuyorum. Yalnız değilsiniz, bunu bilin. 

Doğrusu şu ki, biz her iki açıdan da azınlığız. Sanki tüm dünya bize düzenli olarak şunu hatırlatıyor. 

Sen bir kızsın. 

Oh ve sen siyahi bir kızsın. 

Peki, iyi şanslar! 

Ben büyürken, yaşadığım en büyük zorluklardan biri de çevremde benim gibi bir insanın olmamasıydı. Okuldaki insanların yüzde onu siyahiyse yalnızca yüzde üçü siyahi kızdı. Tüm öğretmenlerimiz beyazdı. Biri hariç. Bir tane siyahi kadın öğretmenimiz vardı. Tüm çocukların ona ne dediğini tahmin etmeniz için size beş saniye vereceğim. 

Bir… 

İki… 

Üç… 

“Sert olan.” 

Anladınız siz. Hikayeyi biliyorsunuz. O, sert olandı. Çoğu çocuk ve çoğu ebeveyn kadınla tanışmamıştı bile ama her zaman “oh, o sınıfa gitmek istemezsiniz. O sınıf berbat bir sınıf.”, gibi bir algı vardı. 

Bu yalnızca dünyanın siyahi kadınlar için nasıl işlediğiyle alakalı derse bir girişti. Şunu rahatça söyleyebilirim ki bu ders, South Carolina Üniversitesi’nde, yaşayan efsane Dawn Staley için basketbol oynamaya gittiğimde dahi öğrenmeye devam ettiğim bir dersti.  

Öncelikle size şunu söylemem gerekiyor, koç benim ikinci annem gibi, o yüzden biraz duygularımı ön plana koyarak yazacağım. Bu noktada biraz uzaklaşacağım. Ancak şu kesin ki burada size pişman olmayacağım şeyler yazıyorum, o yüzden, üzgün olmadığım için, üzgünüm… 

Bu dünyada ne kadar başarılı olduğun önemli değil, ne kadar güçlü olduğun da önemli değil ya da kaç tane hayatı değiştirdiğin, ya da kaç kez şampiyonluk yaşadığın bunlar önemli değil.

Eğer bu ülkede siyahi bir kadınsan, özellikle de güneyde…

Her zaman şöyle bir hava var, “Gerçek patronun kim olduğunu size söyleyeceğim.” 

Koç Staley gerçek bir patron. Bu ülke için üç tane olimpiyat altın madalyası olan bir kadından bahsediyoruz. Altı kez WNBA All-Star olan bir kadından söz ediyoruz. Hem koç hem de oyuncu olarak Naismith kazanmış bir kadın hakkında konuşuyoruz.  

O, olağanüstü bir patron.  

Ve hala, bunun onun başına geldiğini görüyorum. 2017’de NCAA şampiyonu olduktan hemen sonra ilk duyduğumuz şeylerden biri neydi biliyor musunuz? South Carolina eyaleti için ilk kadın basketbol şampiyonluğundan söz ediyoruz. Daha şampiyonluk flamamız tavana asılmadan önce ne oldu biliyor musunuz? 

Coach Staley, beyaz kızları takıma almıyor. Neden koç beyaz kızlarımızı takıma almıyor?” 

12 siyah kızın bir yerleri çıkana kadar çalıştığı bir takımınız var. Yok yok, kıçı çıkana kadar çalıştığı bi

r takım. Tarih yazmak için. Siyahi bir koçun himayesinde. Ve buna rağmen toplumumuzun belli bir çoğunluğu hala bunu kutlamaktan sakındı gibi hissediyorum. İşin sosyal medya kısmı daha kötüydü. Sade nefret vardı. Sade mantıksızlık vardı. Fakat bilemiyorum, belki tüm bu nefret Mississipi State’ten geliyordur, çünkü onları fazlasıyla yendiğimizi biliyoruz!! 😉 

Pişmanlık duymadan yazmaya devam ediyorum! 

Sizi uyarmıştım.  

Günün sonunda, ülkedeki siyahi kızlar doğru olanın ne olduğunu anlamak zorunda. Ne tür bir şeyin içinde olduklarını bilmeleri lazım. Biz çoğu zaman konuşulan olmuyoruz. Erkekler konuşuluyor. Onların polise nasıl bir tehdit olarak göründükleri konuşuluyor, dünyaya nasıl yön vermeleri gerektiği, nasıl hayatta kalabilecekleri konuşuluyor. 

Ve bu gerekli de bir şey evet ama ya siyahi kızlar ne yapacak? 

Yani gerçekten, bir düşünsenize. Eminim herkes için cevap farklıdır.  

Toplum gözünde olmak için hashtag olmamız beni sinir ediyor, aynen şöyle, “Oh, siyahi kraliçelerimizi çok seviyoruz! Eveeeet!”  

Hayır. 

Hayır. Bu yeterince iyi değil. Espri konusu veya herhangi başka bir şey olmak istemiyoruz. Sinirli Siyahi Kadın veya Agresif Siyahi Kadın olmak istemiyoruz. Sadece dünyadaki bir “insan” olarak görülmek istiyoruz. Sadece konuştuğumuz şey duyulsun istiyoruz. Saygı görmek istiyoruz.  

Sesimin duyulması için bir şeyleri pişmanlık duymaksızın yazmak istemiyorum.  

İstediğim zaman fısıldayabilmek de istiyorum.  

Profesyonel olmak istiyorum, sahada işimi yapmak istiyorum, açıp haberleri baktığımda da kendime benzeyen yüzler görebilmek istiyorum.  

Sezonu 32 galibiyet 1 mağlubiyetle bitiren South Carolina haberlerde neredeydi? 

Tüm bu siyahi kadınlar gündeminizin neresindeydi? 

Amerika’da çoğu insan diyor ki, “Çok çalış eninde sonunda sahada herkes eşit şansa sahip.” 

32-1 

Birinci sıra. 

Bu kadınlar neredeydi? 

Evet. Aslında bu ne mi? Hala gitmemiz gereken uzun bir yol olduğunun göstergesi. 

Ve bunu anlatmamız lazım. Kızlarımıza, dünyanın işleyişini öğrenmeye çalışan ve bu işleyişi ilk olarak Doğum Günü Partisi örneğindeki gibi öğrenen kızlarımıza bunu anlatmamız lazım.  

İşte bu yüzden bunu yazıyorum. Bunu, benim resmi olmayan The Talk’um olarak düşünün.  

Tüm cevaplara sahip değilim. Ama hissettiklerinizi hissettiğimi bilin istiyorum. Ben bunların üstesinden gelmeye çalışıyorum. Ben de sinirlendim, ben de aşağılandım, ben de küçük görüldüm, beni de duymazlıktan geldiler. Hayatımın belli noktalarında ben de düştüm ve kayboldum.

Ama ne var biliyor musunuz?

Hiçbir şey beni durduramadı.

Kendimi bir şekilde duyurdum.

Lisedeyken ESPN kamera ekibinin okula gelmesini sağlamıştım, böylece aynı erkekler gibi GAMECOCKS (South Carolina) şapkamı takıp poz verebilecektim, ama o dönemde dahi medya tarafından geri itilmeye çalışılmıştım.

“Oraya kısa yoldan bir ekip gönderebilir miyiz emin değilim. Bu karışık olabilir.” 

Hayııır. Hepinizin Google Maps’i var.

Geri adım atmadım, çünkü dışarılarda bir yerlerde basketbolu seven küçük kızların kanalı açıp, “Oh, seni gördüm.”, demesini istiyordum.  

Neyse ki South Carolina’da bir ekipleri varmış. Bu benim hayatımın en güzel günlerinden biri oldu. 

Fakat bir şey daha var. Son bir şey.  

Bunu okuyan tüm siyahi kızlar… 

Bu yazıdan bir şey hatırlayacaksınız eğer şunu hatırlayın.  

Birilerinin üzerinde etki bırakmak için WNBA oyuncusu olmanıza, politikacı olmanıza veya ünlü olmanıza gerek yok. 

Hatırlıyorum da dördüncü sınıftaki bu doğum günü olayı sonrasında çok yalnız hissetmiştim. Arkadaşlarım benim gibi değillerdi. Öğretmenlerim benim gibi değillerdi. Ama her gün, öğle yemeğine gidip elimde plastik tabağımla sıraya girdiğimde çok heyecanlanırdım. 

Bu sanki benim için günün en güzel anıydı çünkü en sevdiğim kişiyi, yemekhane görevlisini görüyordum. 

Yani tüm yemekhanede bana benzeyen tek kişiyi. 

Bana bakıp gülümserdi, tabağıma haşlanmış patates koyardı ve bu bizim gün içinde paylaştığımız ufak bir anımız olurdu.  

Hey, ben buradayım. Seni görüyorum. Seninleyim. 

Savaşmaya devam edin, Siyahi kızlar.

Sizi görüyorum.

Sizinleyim.

Sevgilerimle,

A’ja

Kaynak: Players Tribune/A’ja Wilson

Kutluhan Kocadağ
Purp & Gold

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir