NBA Günlükleri

Igor Kokoskov’a Farklı Bir Bakış

Euroleague’i yakından takip eden bir basketbolsever olarak bütün zorlu deplasmanlarda fark yiyen bir takımın  üst üste 8 maç kazanıp Playoff potasına gelmesi bana kalırsa en ilgi çekici olay ve bunun arkasındaki beyinlerden biri de Obradovic gibi bir koçtan sonra göreve getirilen Igor Kokoskov. Belki de birkaç mağlubiyet daha alsaydı şu anda büyük ihtimalle takımdan gönderilmiş olan ve film senaryolarında “twist” denen keskin dönüşümün  mimarı Igor Kokoskov’u konu alacağız.

Igor Stefan Kokoskov 17 Aralık 1971’de Yugoslavya’da dünyaya geldi. Türkiye’de Obradovic’in vedasının ardından Nba takımı çalıştıran ilk Avrupalı baş antrenör apoletiyle tanıtılmış olsa da bunlar haricinde başka ilkleri de yok değil. Nba dışında NCAA Amerikan Kolej Ligi’nin en üst seviyesi olan Division I’de de ilk Avrupalı asistan koç ve 24 yaşında Yugoslavya tarihindeki en genç koç olmasıysa az bilinen ilkleri arasında. Gerçi bu erken koçluk kariyerinin arkasında 1990’da geçirdiği trajik trafik kazası yüzünden basketbolu bırakmasının olduğunu söylememiz lazım.

Kokoskov’un bir başka az bilinen başarısına bakacak olursak 2004 Nba şampiyonu Detroit Pistons takımının asistan koçu olması. Bu bilgiyi ilk öğrendiğimde oldukça şaşırmıştım çünkü Kokoskov’un basketbol anlayışının tam zıttı bir şekilde oynayan Detroit Pistons, o yılları hatırlayanların iyi bildiği üzere çok sert savunma yaparak pota altında sürekli üstünlük kurmak isteyen ve günümüzdekinin aksine kısaların daha fazla orta mesafe şutu kullandığı bir takımdı. Koç Kokoskov’un röportajlarında kariyeri hakkında dikkat çektiği nokta daha çok oyunun ofansif tarafı hakkında. Demek istediğim her gittiği takımda kendimi geliştirdim diyor ama Detroit, Cleveland gibi takımlarda kendisini günümüz basketboluna iyi evriltiğini söylememiz lazım.

Yaratıcı kısalarla oynatmayı sevdiğini söylediğimiz Sırp antrenörün baş antrenör sıfatıyla en büyük başarısı tam da bu formülle Doncic ve Dragic önderliğindeki Slovenya takımının başındaki 2017 Avrupa Şampiyonluğu. Bu şampiyonluğun bazı Fenerbahçelileri sezonun başında yanılttığını söylememiz lazım çünkü bazı taraftarların bakış açısı sonuçta Avrupa Şampiyonu bir antrenör Avrupa basketboluna hemen uyum sağlar diye düşündüler ama 20 yıl ki 1 senesi baş antrenör olarak Birleşik Devletler’de çalışmış ABD pasaportu bile olan birinin Avrupa basketboluna uyum sağlaması hiçte kolay değil. Benzer bir örneğe bakmak gerekirse Milano koçu Messina bile belki de Avrupa’ya ülkesine döndükten sonra yeni yeni uyum sağlıyor diyebiliriz.

Kokoskov’un kariyerini incelemeye Phoenix Suns’la devam edersek takım performansı açısından oldukça kötü 2018-2019 yılı normal sezonunda 82 maçta sadece 19 galibiyetle organizasyon tarihinin en kötü 2. Senesinde başında olması elbette eksi haneye yazılacak bir durum. Ancak Bilgin Gökberk yıllar önce Fatih Terim’i eleştirenler için “Milan’dan kovulmak için Milan’da önce çalışmış olmak gerekli.” cümlesini sarf etmişti. Fenerbahçe’nin başına gelmeden önce kişisel olarak kafamdaki en büyük soru işareti Phoenix’teki yılıydı. Ne olursa olsun bir Nba takımı çalıştıran ilk Avrupalı baş antrenör olması aynı zamanda şaşaalı bir unvan. Bir de bunun yanına 2005 yılında Sırbistan Milli Takımında yardımcı antrenör olarak da Zeljko Obradovic’in tedrisatından geçmiş olması bile o takım olamamış Phoenix Suns kadrosunun halini kapatamıyordu gözümde.

Bu sezona gelecek olursak yazının yazıldığı tarih itibariyle aslında Fenerbahçe Beko açısından henüz kazanılmış bir şey yok. Buna rağmen Koç Kokoskov’un sezon ortasındaki farklı mağlubiyetler serisini görevi başında kalarak atlatmasının ardından gelen 8 maçlık galibiyet serisi oldukça değerli. Bu galibiyet serisini değerli kılan 2 unsur var. 1.’si Obradovic döneminden sonra Fenerbahçe Beko’nun daha küçük bir bütçeyle yarattığı basketbol kültürünün devam edebilmesi, 2.’si ise bu kadar yeni ve değil Euroleague Avrupa tecrübesi olmayan oyunculardan kurulmuş bir takımın belli bir sistemle oynaması ve “evet biz bu ligin oyuncularıymışız” demeleridir.

Son olarak şimdilik şu yorumu yapabiliriz, “20 sene Nba’de birini boşuna tutmazlar” Amerika gibi sistemi liyakat üzerinden dönen bir ülke için aslında benim de katıldığım bir yorum bu ancak Amerikalılar kadar basketbol bilgisine güvendiğim bir ülke varsa orası da Sırbistan’dır. Çok fazla efsanesi ve basketbol aklı olan bir ülkede kimse kimseye durup dururken Sırp Milli Takımı’nı teslim etmez. Fenerbahçe açısından baktığımızda da Jan Vesely’i kullanma şekli ve kenardan çıkarılan toplardaki hücum setleri bile önemli bir basketbol beyni olduğunu kanıtlıyor. Tabi ki geleceği kimse bilemez ancak temennim özellikle Fenerbahçe’yle Euroleague’de çok başarılı olmasıdır.

Ali Yılbaşı
İstanbul Teknik Üniversitesi 4. sınıf öğrencisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir