NBA Günlükleri

OneByOne1: Oscar Robertson

Hepinize merhaba NBA Günlükleri okurları, bugün “OneByOne”ın yeni bölümüyle karşınızdayız. Bu bölümde 1 numaralı forma denince akla gelen Oscar Robertson’ın hayatını, basketbolunu ve NBA’deki başarılarından söz edeceğiz. Lafı uzatmadan serinin ikinci bölümüne başlayalım…

Bir Efsane Doğuyor

Oscar Robertson,24 Kasım 1938’de Charlotte-Tennessee’de yoksulluk içinde doğdu. Yaklaşık 18 aylıkken ailesiyle birlikte Indiana’ya tecir ettirildi. O dönem, Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılığın yoğun yaşandığı bir zamandı. Beyzbol oynamayı tercih eden diğer pek çok çocuğun aksine , “zavallı bir çocuk oyunu” olduğu için basketbola ilgi duyuyordu. Robertson ailesi, bekar anne Mazel Robertson’ın iki işte birden çalışmasıyla geçimini sağlayabiliyordu. Ekonomik olarak çok kötü şartlarda büyüyen Oscar, basketbola, tenis toplarını pota benzeri sepetlere atarak başladı.

Oscar Robertson Lisede

Lise çağına geldiğinde, sadece siyahların okuduğu Crispus Attucks High School’a katıldı. Burada geçirdiği ilk yılda, henüz 15 yaşındayken basketbol yetenekleriyle takıma girebileceğini gösterdi. Bir sonraki yılda (1954) çok yönlü oyunuyla takımın en iyi oyuncusu olarak sivrilen Oscar Robertson, ikinci sınıf öğrencisi olarak, yarı eyalet finallerinde (eyalet çeyrek finalleri) nihai eyalet şampiyonları Milan’a kaybeden Attucks takımında oynadı. Bu dönemlerde karşısına çıkacak engellerin en büyüğü ırkçılık olacaktı. Restoranlarda beyazlarla aynı yerde oturamamaktan, tuvaleti kullanamamaktan, otobüse bindiğinde en arkaya oturmak zorunda kalmaktan nefret ediyordu. Tüm bunların yanında en korkuncu, yaşıtlarına göre çok iyi olduğu için, bazı takımlara karşı oynayacakları maçlardan önce sahaya çıkmaması için ölüm tehditleri almasıydı. Hissettiği korku ve baskı çok yüksekti. Yine de oynamaya devam etti. Maçları yayınlayan yerel radyo ve televizyonların spikerleri, Oscar’ın ismini telaffuz etmiyorlardı. “Seni burada istemiyoruz.” mesajına rağmen Robertson, bunun kendisini rahatsız etmediğini, aksine daha da odaklanarak oynamasını sağladığını açıklamıştı.

1955 yılında, tüm olumsuzluklara rağmen Crispus Attucks, 31 galibiyet 1 mağlubiyet alarak eyalet şampiyonu oldu. Bu şampiyonluk ülkedeki herhangi bir siyahi okul için tarihte bir ilkti. Eyalet genelinde bunun sadece bir tesadüf olduğu yansıtılmaya çalışılsa da Attucks, bir sonraki sezon tek maç dahi kaybetmeden 31 galibiyet 0 mağlubiyet ile tekrardan eyalet şampiyonu oldu. Takımın arka arkaya 2 kez şampiyon olmasında büyük rol oynayan Oscar Robertson çoktan birçok üniversitenin dikkatini çekmeyi başarmıştı.

Ertesi yıl Indiana’da mükemmel bir sezon geçirerek 45 galibiyet alan Oscar ve arkadaşları bu alanda rekor kırdılar. Şampiyonluk maçlarını kazandıktan sonra, takım düzenli bir gelenekle şehirde geçit töreni yapıldı ve maç başına 24 sayı atan Oscar “Bay Basketbol” olarak seçildi.

Üniversite Yılları

Kolej kariyerini Indiana Üniversitesi’nde geçirmeyi çok istemişti. Oradaki yetkililerle görüşmek için kampüse gitti. Basketbol takımının koçunun, kendisine çok kaba davranması ve ırkçı tavırlar takınması sebebiyle Indiana hayallerinden vazgeçerek Cincinnati Üniversitesine kaydoldu. Cincinnati’de geçirdiği 3 yıl boyunca 33.8 sayı ortalaması yakaladı ve her 3 yılda da NCAA’in sayı kralı oldu. Yılın Kolej Oyuncusu olan Robertson, takımını 3 sezonun ardından 79 galibiyet, 9 mağlubiyet gibi inanılmaz bir galibiyet/mağlubiyet oranına getirdi. All-Star olarak da seçilme başarısı gösterdi ve 14 NCAA, 19 okul rekoru kırarak tarihe geçti. Koleji bıraktığında NCAA tarihinin en skorer oyuncusu unvanını aldı ve 1970 yılında Pete Maravich onu geçene kadar hiçbir oyuncu ona yaklaşamadı.

Olaylara istatistiksel olarak bakarsak harika bir üniversite kariyeri geçirmiş gibi gözükebilir ancak ırkçılık hiçbir zaman peşini bırakmamıştı. Basit bir örnek verecek olursak, Bir maçın ardından Oscar, üzerini değiştirmek için soyunma odasındaki dolabına gider, açar ve kıyafetlerinin üzerinde siyeh bir kediyle karşılaşır. Koçu ve takım arkadaşlarından destek görmesine rağmen, bu aşağılayıcı hadise tekrarlanmaya devam eder. Çok daha kötüsü, takımın Houston’da oynayacağı bir deplasman maçından önce gerçekleşir. 1957-1960 yılları arasında Cincinnati Bearcats forması giyen Oscar’ın takım arkadaşı Ralph Davis, olayı şöyle anlatıyor:

“Houston’da bir otelde geceyi geçirecektik. Otel, Oscar’ı içeri almayı reddetti. Biz, takım arkadaşları olarak Oscar’la aynı yerde geceyi geçirmek istediğimizi söyledik. Ama koç buna izin vermedi. ‘Biz, Oscar’la ilgileneceğiz. Siz odalarınıza geçin’ dedi ve onu başka bir yere götürdü.”

Oscar bu olayın ardından psikolojik sıkıntılar yaşamıştı. Fazlasıyla üzgün ve kırgındı, yıllar sonra bu dönemlerde neler hissettiğini açıklayan Oscar şu cümleleri kullandı:

“Bir daha eskisi hissetmedim. Bir ikisi dışında oyuncularla aram çok bozulmadı. Ama hiç eskisi olmadı. O insanlara bir daha asla ‘takımım’ diyemedim. Basketbolu bırakmayı düşündüm. Çünkü bu tip saldırılar hiç bitmeyecekti ve sabrım azalıyordu. Gün gelip, birinin beni öldürmesinden ya da benim birini öldürmemden çekiniyordum.”

Üniversiteden mezun olduktan sonra 1960 Olimpiyatlarında altın madalya alan Birleşik Devletler takımının bir parçasıydı. Bu milli takım, gelmiş geçmiş en iyi amatör basketbol takımı olarak nitelendirilir. Oynadıkları 9 maçın hepsini kazanmış ve rakiplerine maç başına 42.4 sayı fark atmışlardı. Oscar Robertson, o takımda kısa forvet olarak görev yaptı ve bir diğer NBA efsanesi Jerry Lucas ile birlikte takımın en skorer oyuncusu oldu.

NBA Kariyeri

Oscar Robertson, 1960 NBA Draft’ında Cincinnati Royals tarafından seçildi ve NBA kariyerine adım attı. Royals’tan çaylak sezonu için 33 bin dolar gibi o dönem için iyi sayılabilecek bir miktar kazanan Robertson, basketbol topu alamayacak kadar fakir olduğu günleri gerisinde bırakmıştı. Geldiği ilk sezondan itibaren ligi domine etmeyi başardı. Oyunkurucu, şutör-guard ve kısa-forvet pozisyonlarında oynayabilen Robertson, oyunun her alanına katkı vererek, daha önce az görülmüş rakamlara ulaştı. Henüz çaylak sezonunda “30.5 sayı, 10.1 ribaund, 9.7 asist” gibi inanılmaz ortalamalar yakalayan Oscar Robertson, Yılın Çaylağı Ödülü’nü kazandı ve NBA’in En İyi 5’ine seçildi. Takımı Royals playoffların dışında kalsa da yanında yetenekleri sınırlı bir kadro olduğu için bireysel performansı daha ön plana çıktı.

1961-1962 sezonunda Robertson, sezon boyunca “30.8 sayı, 12.5 ribaund, 11.4 asist” ortalamaları tutturarak, NBA tarihinde bir sezonu triple double ortalamayla tamamlayan ilk oyuncu unvanının sahibi oldu ve “Big O” lakabını akıllara kazıdı. (Günümüzde hala bu başarıya erişmiş tek kişi ilk sayımızdaki Russell Westbrook’tur) Aynı sezon Cincinnati Royals Doğu Konferansı Finali’ne yükselse de Bill Russel’lı Boston Celtics’e 7 maç sonunda boyun eğdi.

1963-1964 sezonunda Big O, yanında daha kaliteli bir kadro buldu. Sezon içinde 2. Sıraya kadar yükselen takımda akıl almaz istatistiklere varan Oscar ilginç bir şekilde eleştirilere maruz kalmaya başlamıştı. Big O, topla çok fazla oynadığı ve yer yer takım arkadaşları hiç yokmuş gibi oynadığı gerekçesiyle eleştirilere maruz kalsa da yaptıkları, bu seslerin yükselmesine izin vermedi. Bu sezonda MVP Ödülü’nü alan Robertson, 1960-1968 arasında Bill Russel ve Wilt Chamberlain dışında MVP seçilen tek oyuncu oldu. Playofflarda ilk turda Philadelphia 76ers’ı geçen Royals, bir sonraki turda Boston Celtics’e 4-1 kaybetti ve yine hüsranla sezonu noktaladı.

Bu sezondan itibaren Oscar’ın “bencil” oyun tarzına gelen eleştiriler giderek artmıştı. Takım oyunu olmadan şampiyonluğun gelemeyeceğini savunan insan bir hayli fazlaydı ancak Oscar böyle düşünmüyordu. Başarıda hak ettiği övgüyü alamadığından ve başarısızlıkta da hak etmediği kadar ağır eleştirilmesinden şikayetçiydi. Cincinnati Royals yönetimi, takım basketbolu tezini kabullendi ve takımın başına Boston Celtics’in efsane oyun kurucusu Bob Cousy’i getirdi. Cousy’nin istediği, daha hızlı bir basketboldu ve topun Robertson’ın elinde fazla kalmaması için aşırı çaba içindeydi. Bu tavrı, ikili arasında fikir ayrılıklarına ve uzaklaşmaya yol açtı.

Bu olaydan sonra Oscar sıkıntıya girdi, önceki sezonları ara olmuştu. Takım başarısı giderek düştü çünkü sistem değişmişti. 969-1970 sezonunda üst üste 6. kez playoffların dışında kalma tehlikesiyle baş başa kalan Royals’ta şok bir gelişme yaşandı. 41 yaşındaki koç Bob Cousy, kendisini aktive etti ve sezonun kalan 7 maçında takımın oyunkurucusu olarak sahaya çıkma kararı aldı. Oscar Robertson’ı iki numara pozisyonuna kaydıran ve topla daha az buluşturan Cousy, yine başarı elde edemedi. Bu gelişmenin ardından kafalarda soru işareti olarak duran “Cousy, Big O’yu kıskanıyor mu” konusu, netlik kazanmış da oldu. Yıllar sonra Robertson’ın takım arkadaşları, kendilerinin de bu durumu sezdiğini ve bir kıskançlık olduğuna inandıklarını dile getirdi.

1970 sezonu sonunda Oscar Robertson Milwaukee Bucs’a takaslandı. Bu takas kamuoyunda oldukça büyük bir tartışma başlattı çünkü sadece yıldız bir isim takaslanmamıştı; Big O, Kareem Abdul Jabbar’ın takım arkadaşı olmuştu. Bir kesim bu takasla beraber Milwaukee’nin çok güçleneceğini düşünürken diğer bir kısım bu ikilinin saha içinde gereken uyum sağlayamayacağını düşünüyordu. İsterseniz bu ikilinin nasıl çalıştığı direkt başrolden, Kareem Abdul Jabbar’dan dinleyelim;

“Oscar, benim pick & roll’lerde iyi olmadığımı fark etmişti. Ancak beni hareketli şekilde topla buluşturduğunda çok rahat sayıya gidebiliyordum. Bunu da çözünce, müthiş pas yeteneğiyle işimi çok kolaylaştırmaya başladı.”

Big O, NBA tarihinin gördüğü en inanılmaz skorerlerden biriydi. Sadece skorer de değildi, harika bir saha görüşü vardı ve pas yeteneği de olağanüstüydü. Tüm bunların yanında oyun zekası da oldukça ileri düzeydeydi, kendisinden önce yerleşen “siyahlar takım yönetemez, onların akılları o kadar gelişmemiş.” kalıbını yıkmayı başarmıştı. Kareem kadar iyi -belki daha da iyi- bir skorer olmasına rağmen, Big O orkestra şefliğine soyundu. Savunmayı okuyor, ona göre hücumu yönlendiriyor ve başta Kareem olmak üzere takım arkadaşlarına pozisyonlar yaratıyordu. Savunmayı çok rahat üzerine çekebildiği için, bitirici pasları vermekte de çok başarılı olduğundan, bu plan tıkır tıkır işlemeye başladı.

1970-1971 sezonunu Milwaukee 66-16 bitirir ve NBA Finali’nnde Baltimore’un rakibi olur. Bucks, rakibini süpürerek şampiyon olur. Oscar Robertson, 10 yıldır beklediği şampiyonluğu sonunda kazanmıştır. Bu, onun ilk ve tek şampiyonluğu olacaktır.

35 yaşına geldiğinde birçok kişi daha oynayabileceğini düşünürken Oscar basketbola veda etmiştir. Kariyeri boyunca kazandığı başarıların yeteri kadar değer görmediğini savunan Big O, belki de bu yüzden erken bırakmıştır…

Yaşadıkları sebebiyle içine kapanık bir insan olması, kariyerinin sonunda çok fazla kötü birikim sahibi olmasına yol açtı. Ne basına ne de etrafındakilere içini dökmemiş, hep içinde saklamıştı. 1994 yılında Cincinnati Üniversitesi, kampüsüne eski oyuncusu Oscar Robertson’ın bir heykelini dikme kararı aldı. Heykelin açılış törenine katılan Robertson, içini orada yaptığı konuşmada döktü:

“(Kendi dönemindeki öğrencilere ve okul yönetimine hitaben) Buraya ilk geldiğimde, kötü şeyler görmüş ama hala saf bir çocuktum. Ama siz beni gereğinden fazla zorladınız. Dolabıma siyah kediler koydunuz. Houston’da takımla birlikte kalmama izin vermediniz. (Ağlayarak) Oscar Robertson heykeli, sizin için! Özellikle sizin için! Herkese teşekkür ederim.”

Tarihin en sağlam skorerlerinden birini, Oscar Robertson’ın hayatını kısaca kaleme aldık ve OneByOne’ın ikinci bölümünde sona geldik. Umarım okurken eğlendiğiniz, yeni şeyler öğrendiğiniz ve içinizdeki basketbol tutkusunu bir nebze de olsa artıran bir bölüm olmuştur. Bir sonraki sayıda görüşmek üzere, basketbolla kalın…

Ahmet Ağaoğlu on EmailAhmet Ağaoğlu on FacebookAhmet Ağaoğlu on InstagramAhmet Ağaoğlu on LinkedinAhmet Ağaoğlu on TwitterAhmet Ağaoğlu on Youtube
Ahmet Ağaoğlu
Basketbolcu, yazar ve ezelden beri Golden State taraftarı, ek olarak sitenin en yetenekli yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir